Aslıhanın Açısından

22/10/2009 - Mor Olmak İstiyorum!

Kategori: kalemimden


Ne mavi kadar soğuk ne kırmızı kadar yakıcı
Ne kırmızı kadar atak ne mavi kadar durgun
Ne mavi kadar dingin ne kırmızı kadar heyecanlı
Ne kırmızı kadar güçlü ne de mavi kadar kabul edici olmak istiyorum
Mor olmak istiyorum
Sıcakla soğuğu aynı anda içimde barındırmak
Ataklıklığımın içinde durgunluğun, durgunluğun içinde ataklıklığımın izlerini taşımak
Heyecanımın içinde bir dinginlik, dingiliğim içinde bir heyecan olsun
Kabullenişlerimde güç, gücümde kabulleniş olsun istiyorum
Dengenin asaletini yaşamak…
Bazen kırmızıya yakın daha sıcak, daha enerjik daha güçlü bir mor
Bazen maviye yakın daha soğuk, daha dingin daha kabullenmiş bir mor olmak…
Ne asla tam kırmızı ne de asla tam mavi…

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/9/2009 - Öze Dönüş

Kategori: kalemimden


Yaşadıklarını hak etmediğini düşünüyor yüreğini kaplamış öfke bedeninde dolaşan kan ile birlikte bendenin en ücra köşesindeki hücrelere kadar yayılıyordu sanki. Öfkesi tüm benliğini kapladıkça adımları hızlanıyor etrafındaki hiç bir şeyi ve hiç kimseyi umursamadan yürüyordu. Beyninde binlerce ses yankılanıyordu, bu sesleri susturamadıkça öfkesi katlanıyordu.

Yüzüne doğru esen biraz şiddetli ılık bir rüzgarla irkildi. Rüzgarın etkisiyle gözlerini kapatmıştı adımları yavaşlamıştı. Durdu ve gözlerini hiç açmadan rüzgarın bedenindeki dansını, saçlarının içindeki gizemli hareketlerini hissetti. Sanki kulağına ahenkli huzur veren bir melodi fısıldıyordu. Son baharın içinde hüzün barındıran huzurlu kokusunu kendisine teslim olmuş ahenkle savrulan kurumuş yaprakların arasında dolaştırıyordu. Yüreğindeki öfkenin hücrelerinden yavaş yavaş çekilip rüzgara karıştığını hissetti. Gözlerini açtı dağılan bulutlardan yüzünü gösteren güneşe baktı iliklerine kadar hissediyordu sararmış yaprakların arasından sızan güneş ışınlarını. Yaşlı çınara dayandı gözlerini kapattı sanki yaşlı çınar onu tüm şefkati ve bilge bir edasıyla kucaklıyordu.

Hiçbir anı bu kadar derinden yaşamamıştı. Tüm duyularıyla aynı anda algılıyordu evreni ; görüyor duyuyor dokunuyor kokluyor hissediyordu. Herşey farklı ama ahenkli bir bütündü. Dünyanın hareketini bile hissediyordu sanki. Tüm evren bir bütün olmuştu kendisi de bu bütünün bir parçaydı… Ağaç olmuştu, çiçek olmuştu, rüzgar olmuştu, dünya olmuştu…

Biraz önce tüm hücrelerinde hissettiği öfkenin yerini tarifi imkansız bir huzur almıştı. Nasıl bu kadar kör, sağır, dokunmadan hissetmeden yaşamamıştı ki bu zamana kadar hiç bu bütünlüğü yaşayamamıştı. Sadece görmüştü ama duymamıştı dokunmuştu ama hissetmemişti. Hiçbir zaman tüm duyuları ile algılamamıştı… Benliğini körelten sağırlaştıran hissizleştiren şeylerden sıyrılamamıştı… Hiç özünü hissedememişti…

Ne çok şey kaybetmişti şuana dek. Düşündü; her anı tüm benliğin ile hissederek yaşamalı. Evrensel sevgiyi bir ağaçta, medil satan bir çocuğun hüzünlü gözlerinde, yaşlı bir teyzenin yılların izlerini taşıyan yüzünde görerek, rüzgarın, dalgaların, kuşların sesinde duyarak, yağmur damlalarının yüzüne dokunuşunu, baharın kokusunu hissederek…

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/8/2009 - Söylese Kapitalist Düzenin Çocuğu

Kategori: kalemimden



Gerçekten aşık olabilir misin sen?

Nefesimi hissedecek kadar yakın karşımda durduğunda kalbin sevginin büyüklüğü ile coşabilir mi?

Dokunmadan gözlerime bakarken tüm dünya sadece ikimizin etrafında dönüyormuş gibi hissedebilir misin? Gözlerimde kaybolabilir misin? O an sen ve ben değil, ben de sen, sen de ben olduğunu görebilir misin?

Saçlarıma, tenime, dudaklarıma dokunduğunda parmak uçlarından aşkının enerjisini kalbinden kalbime akıtabilir misin?

Söylesene kapitalist sistemin çocuğu, hesaplamadan programlamadan tüm benliğinle sevebilir misin?

Yoksa senin için aşk masallara, romanlara hapsolmuş bir duygu mudur?

Ferhat’ın dağları deldiği gibi sen birisi için içinde inşa ettiğin setleri delebilir salt seni gün ışığına çıkarabilir ruhunun ve bedenin en ücra köşesinde hissederek sevebilir misin?

Mecnunun çöllerde Leyla’ya susadığı gibi sen korkmadan hesaplamadan aşkı yaşarken bile aşka susayabilir misin?

Yoksa senin yapılacak daha önemli işlerin mi var? Hedeflerin, hesapların, programların… Hesapta olmadan gelen şeylerden korkar mısın?

Riski düşük sonu belli olan şeyleri mi seversin?

Söylese kapitalist düzenin hesapçı çocuğu, aşk denizinde yüzmek gibi hesaplanmayan, planlanamayan sonu belli olmayan büyük bir riskler sana göre değil midir?

 

Aslıhanca…

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/5/2009 - İçİnDeKi ÇoCuĞu...

Kategori: kalemimden

Kitap eleştirilerinden sonra ilk yazdığım denemeydi bu yazı bugün internette dolaşırken rastladım bazı sitelerde yazıma yer verilmiş gerçi bana ait olduğu belirtilmemiş ama yinede birilerinin beğenip yayınlaması hoşuma gitti:)

 

 

İÇİNDEKİ ÇOCUĞU GÖREBİLİYORUM

 

İçindeki çocuğu görebiliyorum! Herkesten köşe bucak kaçırdığın, zırhlar içine hapsettiğin çocuğu…

 

Biraz ürkek biraz da kırılgan belki ama senin tahmin edebileceğinden daha cesur daha dayanıklı… Her çocuk kadar heyecanlı… Kimseyi umursamadan doyasıya gülmek, ağlamak isteyen bir çocuk... ‘Toz pembe’ hayallerinin peşindeki küçük çocuğu görebiliyorum…Ve senin o ‘toz pembe’ hayallerin önünde yükselttiğin adına ‘gerçekler’ dediğin duvarları da…

 

Zırhlar içine hapsetmişsin Onu… “Her şey seni korumak için” diyorsun… Korkularını Ona bile itiraf edemiyorsun…

 

Biliyorsun aslında çocukların düşe kalka büyüyeceğini… Düşmesinden çok düştüğü zaman çevrendekilerin beyninde onunla ilgili oluşabilecek düşüncelerden korkuyorsun… Güçsüz ve zayıf algılanmaktan…

 

Onun heyecanından… Hiç kimseyi ve hiçbir şeyi düşünmeden senin gibi hesaplar yapmadan hareket etmesinden korkuyorsun… Onun sana hakim olmasından senin yönetmesinden…Evet sen içindeki küçük bir çocuktan korkuyorsun!

 

Hesapsızca sevmesinden ve buna rağmen hesapsızca sevilmemesinden… Sonucunda yaralanmasından ‘gerçeklerle’ yüzleşmesinden… Yüzleştiği her gerçekle biraz daha büyümesinden ve yavaş yavaş sana benzemeye başlamasından korkuyorsun…

 

Haklısın Ona izin verirsen belki çok kırılacak ve kapanmaz yaralar alacak ama kim bilir belki de senin hayatta göremediğin şeyleri o görecek, keşfedemediklerini o keşfedecek, senin yakalayamadığını o yakalayacak…

 

Adalet ve dürüstlük timsali! Onu içindeki ukdelerle yaşamaya mahkum ederek en büyük adaletsizliği ‘içindeki çocuğa’ yapıyorsun. “Her şey seni korumak” diyerek en büyük yalanı O’na söylüyorsun…Her şeyin olduğu gibi ‘adalet’ ve ‘dürüstlüğün’ de kişinin ilk önce kendi içinde başlaması gerekmiyor mu?

 

İçindeki çocuğu görebiliyorum! Göz bebeklerinin uçsuz bucaksız karanlığında küçük bir ışık gibi heyecanlı ve heyecan verici… Ve merak ediyorum O’nu hapsetmeye iten nedenlerini… Seni büyüten nedenleri…

 

 

Aslıhan Yıldırım

 

Yorum (12) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/5/2009 - HaYaT SeÇiMLeRDeN...

Kategori: kalemimden

 

 

 “Hayat Seçimlerden ibarettir.” Kaç yaşımda olduğumu hatırlamıyorum ama izlediğim bir filmde karşılaşmıştım bu tabirle… Bir öğretmenin fakir bir muhitten gelen öğrencilerinin isyanlarını dindirmek için gösterdiği çabayı konu alan bir filmdi. Filmin ismini bile hatırlayamıyorum şuan… Tek hatırladığım öğretmenin bu sloganı ‘Hayat Seçimlerden İbarettir’

 

Hayat seçimlerden mi ibarettir gerçekten… Seçim yapmak alternatifler arasından bir tercihte bulunmak demektir. Bu açıdan bakıldığında aslında karşılaştığımız her olayda, kendimizi içinde bulduğumuz her koşulda önümüzde en az iki seçenek oluyor ve biz birini tercih ediyoruz. Bazen ‘başka seçeneğim yoktu’ gibi bir tabir kullandığımız zamanlarda oluyor belki. Kendimizi köşeye sıkışmış gibi hissettiğimiz seçtiğimizi tercihe zorlanmış gibi hissettiğimiz anlar… Kendi isteklerimiz, hedeflerimiz veya beklentilerimiz doğrultusunda hiçbir seçeneğimizin olmadığı koşullarla da karşılaşıyoruz ve belki de kötünün en iyisini tercih etmek durumda kalıyoruz… Sonuçta yinede bir seçim yapmış oluyoruz… Aslında hiçbirinin tercihimiz olmadığı seçimlerimizden sonra yeni bir seçim yapmak durumdayız. Ya seçimimizle barışık yaşamayı tercih edeceğiz onu kabulleneceğiz ya da onunla sürekli çatışma halinde olacak, onu zorla kabul ettiğimizi sürekli anımsayarak yaşayacak ve isyan edeceğiz.

 

Aslında seçimin perde arkası da çok önemli. Seçim aşmasına nasıl geldik? Sadece ‘an’a bakarak bir değerlendirme yapamayız. Bizim irademiz dışında bize sunulan seçenekler arasında bir tercih yapıyormuşuz gibi hissederiz genellikle. Aslında birazda kendimiz hazırlıyoruz seçeneklerimizi, her seçimimiz ileride oluşacak bir seçeneğin temelini oluşturuyor. İçinde bulunduğumuz durumu sorgularken birazda önceki seçimlerimizin izlerini görmeye çalışmakta fayda var.

 

Her şey sadece bizim seçimlerimizin sonucu mu? Hayır… Bir arkadaşım ne üzerine olduğunu hatırlamıyorum ama bana ‘Hayat insanın insana takdiridir’ demişti. Onu şimdi daha iyi anlıyorum. Birileri bir şekilde biz istesek de istemesek de yaşamımıza giriyor ya da doğumumuzdan beri yaşamımızın bir parçası oluyor. Bizi irademiz dışında bir takım seçimlere itebiliyor ve biz de belki birilerini farkında olarak veya olmayarak seçimlere itiyoruz.

 

Hayatımda kendi elimle hazırlamış olduğumu düşündüğüm seçeneklerim de oldu, “neden ben, neden bu aşamaya geldim bunda benim ne gibi bir payım olabilir” diye düşündüğüm seçimlerimde oldu. Sonuçta her zaman önümde iki ayrı seçenek vardı ve ben birini seçtim. Seçimlerim yeni seçeneklerimi doğurdu. Yeni seçimlerim yeni seçeneklerimi doğuracak.

 

Seçeneklerimi zenginleştirebilmek için kendi lehime çevirebilmek için ne yapmalıyım? Bu soruyu sorarak yaşamak gerekiyor. Gözlerimizi etrafımıza çevirmemiz ve bizim için sunulan yeni fırsatları görmeye çalışmamız… Yaşamımıza giren insanların üzerimizdeki etkilerine bilinçli bir şekilde yön vermemiz… Her zaman kötü de olsa yapmış olduğumuz seçimlerle barışık yaşamamız, onların bize öğrettiklerini görmeye çalışmamız ve öğrendiklerimizle yeni seçimlere yelken açmamız… 

 

Aslıhan...

 

 

Not: Zamanında bir seçim yaptım ve bu bloğu oluşturdum. Şimdi burada edindiğim arkadaşlarımın bıraktığı notları okuyarak günüme renk katıyorum... Vakit buldukça bende birilerinin hayatına mesajlarımla renk katmaya çalışıyorum umarım kattığım renkler herkesin sevdiği renktir ve blog yapma seçiminden mutluluk duymasına bir nebze olsun katkı sağlayabiliyorumdur.

 

Hayatıma renk katan tüm blogcu arkadaşlarıma buradan teşekkür ederim:)))

 

 

 

 

 

 

Yorum (17) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/5/2009 - FEMİNİZM’İN BİLİNÇALTI

Kategori: kalemimden

FEMİNİZM’İN BİLİNÇALTI

 

Feminizm temelinde aslında korku vardır… Feminist söylemlerin altındaki bu gizli korkuyu görmek pekâlâ mümkün… Evlikten ve aşktan mümkün olduğunca kaçmaya çalışırlar çünkü bilinçaltlarında hep kadınların zayıf karakterli olduğu düşüncesi vardır… Karşı cinsle olan ilişkilerinin bu zayıflığı ortaya çıkaracağı korkusuyla yaşarlar… Bu bilinçaltı korkusu; saldırgan bir tavırla kendilerini engelleyerek, duygularının önüne set çekerek yaşamaya iter onları… Duygularına yenik düşmek ve zayıflıklarının ortaya çıkacağı endişesini bilinçaltlarından söküp atamazlar bir türlü… Bu düşüncede onları giderek duygusuzlaştırır... Ezilen kadınlar için dolan gözler aslından sadece kendi kaçtıkları gerçekleri(?) içindir…

 

“Evlilik köleliktir, evlenmeyin” diye güçlü bir eda ile nutuklar atarlarken aslında acziyetlerini görmemek için aynada kendi gözlerinin içine bile bakamazlar… Sevgiden, anlayıştan yoksun keskin ve katı cümleler dökülür dudaklarından…

 

Aslında kadınlar sandıkları kadar güçsüz değiller kendileri de öyle… Sadece bu korku onları güçsüzleştiriyor ve bu korkuyu örf pas etme çabaları da komikleştiriyor… Çok basit ve çocukça söylemlerle çıkıyorlar sahneye… Onların “Evlilik köleliktir, evlenmeyin” gibi söylemlerini duyunca kapris ve oyun bozanlık yapıp “Bana ne ben oynamıyorum” diyen çocuklar geliyor aklıma…

 

Bu kadınların öncelikle kendilerini ezilen ve ezilmeye mahkûm bir cins olarak görmekten vazgeçmeleri, bu fikri bilinçaltlarından iyice kazımaları gerekiyor…

 

Gerçekten güçlü kadınlar kendilerinden ve kişiliklerinden emin oldukları için bir şeylerden kaçma ihtiyacı hissetmezler… Duyguların insanı insan yapan unsurlar olduğunu bilirler duygularını gizlemeyi değil onları yönetmeyi öğrenirler… Sorunlara çocukça değil olgunca yaklaşır ve gerçekçi çözümler getirirler…

 

Gerçekten güçlü kadın ne geleneklerin kadınlara yüklediği ağır yükü sırtlanır ne de feminizm amacından saptırılarak büründürüldüğü ‘erkek düşmanlığı’ söylemlerine kapılıp bir şeylerden kaçarlar… Onlar kendilerinden ve güçlerinden emin olan, maskelerin ardına saklamandan savaşan kadınlardır…

 

Kadınlar günlük gülistanlık bir hayat yaşıyor demiyorum… Kadınların yaşadığı sorunlar var elbette üstelik ciddi boyutlarda ama bu sorun kin, nefret dolu objektif değerlendirmelerden yoksun komik söylemler ve teorilerle çözülebilecek bir sorun değildir… Bu tür bir yaklaşım bu sorunları basite indirgemek kadını ve kadın sorunlarını aşağılamaktır…

 

 

 Not: Feminizm aslında terim olarak, kadınların öncülüğünde veya kadınların katılımı ile ortaya çıkan ve kadınların haklarını savunmayı, cinsiyet ayrımından doğan sorunları aşmayı ve bu ayrıma karşı çıkmayı hedefleyen örgütlü faaliyet ve hareketlerin bütünü olarak tanımlanır(1). Ancak birçok kavram gibi ‘feminizm’ kavramı da çarpıtılarak siyasi ve ideolojik emellere alet edilmiştir. Ffeminizm deyince ‘kadın hakları’nın çağrışım yapması gerekirken zamanla ‘erkek düşmanlığı’ akla gelir olmuştur. Erkek düşmanları feminist yazar kategorisinde zikredilmiştir. Yazımda konu ettiğim ‘feminizm’ çarpıtılarak ‘erkek ve evlilik düşmanlığı’na büründürülmüş feminizmdir.

 

(1) www.sosyalsiyaset.com/documents/sozluk_f.htm

Aslıhan Yıldırım

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/1/2009 - Devletimin Memurundaki Zihniyete Bir Bakın !!!

Kategori: kalemimden



İş yerinde ‘İç Ortam Hava Kalitesi Öçlümü’ yaptırmak istiyoruz. Çalışma Bakanlığına bağlı İSGÜM (İş sağlığı ve İş Güvenliği Genel Müdürlüğü) web sitesinden laboratuarlara ve hizmet fiyatlarına baktım. Hizmet fiyatları güncellenmemiş İstanbul şubesine web sitelerindeki fiyatların 2009 yılı içerisinde de geçerli olup olmadığı ve fiyat bize uygun geldiği takdirde ne zaman bu testleri yaptırabileceğimiz ile ilgili bilgi almak için faks çektim.

 

Aradan 1 saat falan geçti İstanbul Şubesinden bir memur aradı, devlet dairesinden bu hızlı dönüş şaşırttı beni açıkçası, ilerleme var diye düşündüm ama karşımdaki memur konuşmaya devam edince devlet dairelerindeki zihniyetin değişmediğini anlamak çok zaman almadı.

 

Neymiş efendim bu faksa nasıl cevap vereceğini bilememişmiş, talep mi varmış orada bilgi almak mı istiyormuşum. Neden aramıyormuşmuşum da faks çekiyormuşmuşum o beni aramak zorundamıymış…

 

Bana cevap olarak sadece 2009 yılı fiyatını verecek ve bu testleri yapmak için bize ne zaman dönecekleri hakkında bilgi verecek altı üstü sadece iki cümle kuracak. Ama sayın(?) memura bu iki cümleyi yazıp faks çekmek veya eposta atmak veya telefon açmak nedense çok zor gelmiş olacak ki bu iki cümle ile bilgi vermek yerine saçma sapan konuşup durdu karşımda…

 

Ben fiyatı öğrendim ve dedim ki “Bana sadece bunu söyleyecektiniz o kadar zor geliyorsa web sitenizde fiyatlarınızı güncel tutsaydınız ayrıca ben size istersem telefon açarım istersem faks çekerim istersem eposta atarım siz bana bilgi vermek zorundasınız.” İyi günler dileyip telefonun kapattım.

 

Bazen devlet dairelerini bilgi almak için arıyoruz bu konuda bize resmi bir yazı fakslayın deyip kapatıyorlar faks çekiyoruz neden aramıyorsunuz diyorlar. Affedersiniz ama biz sizin nazik ağızlarınızdan kerpetenle iki cümle almak için ne yapmalıyız çok sayın (?) devlet memurları? (sözüm böyle kendini bilmez sorumsuz memurlar içindir sorumluluk sahibi Adab-ı Muaşeret’ten haberdar memurlardan dışarıdır.)

 

Bizim en yönetime bir konuda öneri sunarken bunun maliyetini ne kazandıracağını da sunmamız gerekiyor özel sektördeki bu basit yaklaşımı bile bilmeyen ‘sorumsuz’ insanlar kalkıp bana ‘ben fiyatımızı kabul edeceğinizi nerden bileceğim’ gibi saçma sapan bir soru sorabiliyorlar. 

 

Bunun gibileri özel sektörde çalışacaktı ki bu zihniyetle ikinci kapının önüne konacaktı.

 

Önerim; devlet memurlarına neden orada oturduklarına ilişkin özel eğitimler verilmesi o zaman belki anlarlar hizmet için orada olduklarını…

aslihanca
15.01.2009

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/12/2008 - KeNDi KeNDiNi DeĞeRSiZLeŞTiRMe!!!

Kategori: kalemimden

 

KeNDi KeNDiNi DeĞeRSiZLeŞTiRMe!!!

 

Kişinin, insani ve toplumsal değerlerle örülü bir şekli olmalı. Değerleri olmayan insanlar değersiz insanlardır. Sevgi, saygı, ahlak gibi değerlerden yoksun bir kişilik hastadır. Günümüzde her nasılsa bu hasta kişilikler bireylere özellikle gençlere ‘model’ olarak sunulmaya başlanmıştır. Bu değersiz hasta kişilikliler, birileri tarafından toplumda ‘ayrıcalıklı, özel insanlar’ konumuna getirildi ve model olarak kabul ettirildi. Edilgen fiil kullandım çünkü aslında bunlar toplumun kendi iradesinin bir neticesi değil birilerinin dayatması, toplumun iradesizliğinin ve bilinçsizliğinin bir sonucu…

 

Kişilikleri henüz şekillenmekte olan gençlerimiz bu ‘değersiz, hasta kişilikli model’leri buluyorlar karşılarında. Ama bu modellerin değersizliklerini, basitliklerini ve hastalıklarını görmüyorlar çünkü onlara hak etmedikleri bir değer veriliyor ve hak etmedikleri bir konuma getiriliyorlar.

 

Birey, İlk öğretimin orta kısmına başlıyor liseden üniversiteye kadar hatta üniversite de dahil olmak üzere bu hasta kişilikleri model edinmiş insanların kendilerini ‘ayrıcalıklı ve farklı’ gösterme ve bu şekilde bir yer edinme çabalarına tanık oluyor. Okulun gözde(!), ayrıcalıklı(!) ve farklı(!) bu gruplarına dahil olabilmek için kendini değersizleştirmek için elinden geleni yapar hale geliyor. ‘Çıktığı(?) kız veya erkek listesinin kabarıklığı, okul ve toplum kurallarının hiçe sayılması ve olabildiğince saygısız, ahlaksız olmak, çıkarların doğrultusunda kanki(?) olmak sonrada yine çıkarların için kankini satabilecek yüreğe(?) sahip olmak, arkadaşlık, sevgi, aşk gibi değerlere mümkün olabildiğine yüzeysel bakmak derinliğe sadece bu değerler için yazılmış kuru laflarda inmek ve bunların sadece sözlerde kalacak şekilde yaşamak, gerçek manası ile yaşamamak vs. gibi bu guruplara dâhil olmanın özel(?) şartları vardır. En önemli şartlarından biri de düşünmemek, muhakeme etmemek, günübirlik yaşamak… ‘Gerçekten değerli, sorumluluklarının bilincinde bireyleri küçümsemek ve alay etmek’ kuralını da unutmamak gerekir, maazallah sonra kendilerini nasıl ayrıcalıklı(?) ve özel(?) gösterirler, kendilerini nasıl kandırırlar, guruplarına dahil olmak için değersizleşmeyi tercih eden şekilsizleri nasıl kandırırlar(?)

 

Bu kendini değersizleştirme akımına okullardan bir örnekti toplumun her kesiminden konuya örnek bulmak mümkün. Çünkü her kesime ‘model’ olarak sunulmuş ‘değersiz, hasta’ kişilikler ve bunlara benzemek için kendilerini değersizleştirenler mevcut.

 

Hep değersizlerden bahsettim şimdi de değerlilerden gerçekten model olmayı hak eden GERÇEKTEN ayrıcalıklı ve ÖZEL bireylerden bahsetmek istiyorum. Onlar bir şekli olan insanlar, bir şekle sahip olmak, değerli olmak isteyen kişilikleri henüz gelişen bireylere birer model… Düşünebilen, kendilerine sunulan sahte modellerin arkasındaki gerçekleri idrak edebilen beyinlerini sadece bir et parçası gibi görmeyen ve onu kullanabilen insanlar.

 

Bahsettiğim genç arkadaşlarım www.dipnotum.com’ un kurucuları ve bu siteye yazıları ile destek olanlar… Onlar kendilerini ve amaçlarını şu şekilde ifade ediyorlar.

 

Edebiyat

 

Dipnotumdan…

Hepimiz vatanımızı seviyoruz deriz fakat vatanımız ve milletimiz için ne yaptığımıza baktığımızda bu söylemlerimize yakışır faaliyet gösterdiğimizi söyleyemeyiz. Bilgi çağında yaşadığımız için silah seçimimizi kalemden yana yapmış olan bizler, vatanımızı sevmemizin bir gereği olarak bu enteraktif ortamda düşüncelerimizi, bilgilerimizi, tecrübelerimizi, eğlencemizi birleştirerek bir arada olmak istiyoruz. Büyük bir Türkiye için atacağımız küçük bir adımın bile birçok faydası olacağının bilincindeyiz ve bizimle aynı şekilde düşünen arkadaşlara beraber bu amaç doğrultusunda elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Toplumların gelişememelerinin önündeki engellerden "cehaleti" yenmek adına ve yine bir başka engel olan "birlik olamayışımız" sorununu çözmek adına ufak bir hamle de biz yapıyoruz.

Toplumumuzun hızla bu yönde bilinçlendiği de göz önünde bulundurulursa, bu platformun çok hızlı büyüyeceğinden eminiz. Bilgi Sevdalısı olmak sitemizde ve dostluğumuzda aranan tek şartımız. Bu perspektiften hayata bakan arkadaşlarla bir arada olmak bizim için çok büyük bir mutluluk olacaktır.

Bu güzel düşüncelerle yayına başlayan sitemizde öğrenci, öğretim üyesi, esnaf, sanatkâr, işçi, memur, emekli ve diğer, hiç bir ayrım gözetilmeden herkesin yayınlanmak üzere bize gönderdiği yazılar yönetim kurulumuz tarafından değerlendirilecek ve yayınlanacaktır.

Bu güzel niyetlerle kurulan sitemizin bir bilgi, beraberlik, dostluk, fikir, tecrübe ve vatan sevdalıları platformu oluşturması ümidiyle.

Saygılarımızla

Dipnotum Yönetim Kurulu 

 

 

Bende bu değerli arkadaşlarımın faaliyetleri gönülden destekliyorum ve düşünebilen eli kalem tutan herkesi destek olmaya davet ediyorum.

 

Son olarak ‘İnsanın Bir Şekli Olmalı’ isimli yazımdaki şu cümleleri tekrarlıyorum: “insanın evrensel değerlerle yoğurduğu bir şekli olmalı... Olmalı ki değersiz yaşantıların toplum nazarında değerli hale gelmesine izin vermeden, sayıları artsa da ayrıcalıklı gibi gösterilseler de bu grupların şeklini almayıp kendi şeklini koruyabilsin...”

  

ASLIHAN YILDIRIM

 

 
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/11/2008 - Deneyim ve Emek Hiçleştirildi!

Kategori: kalemimden

 

1 Temmuzda yeni bir yasa yürürlüğe girecekmiş. Bu yasaya göre 18-29 yaş arası çalışanların SSK primleri 5 yıl boyunca devlet tarafından üstlenilecekmiş.

 

Emeklilik yaşını 65’e çekip sonrada böyle bir yasa çıkarmak büyük bir hata. Zaten özel sektörde belli bir yaşın üzerinde iş bulmak oldukça zor bu yasa ile 30 yaş üstü bireylerin iş bulması daha da zorlaşacak… Yaşı ilerlememiş insanlar işsiz kalacak ve 65 yaşına kadar emekli olmayı bekleyecekler…

 

Uyanık geçinen işverenler 30 yaşını aşmış çalışanlarına tek tek yol gösterirken SSK desteğinden yararlanabileceği gençleri işe almaya başlayacak…

 

Artık bu yasadan sonra açık pozisyonlara 30 yaşını aşmış insanların getirilmesi çok zor görünüyor. Yeni iş ilanların 35 yaşını aşmamış ibaresi yerine bundan sonra 30 yaşını aşmamış ibaresini göreceğiz sanırım…

 

65 yaşta emeklilik kararındaki açmazı kapatmak için 35 yaşın üstü çalışanların SSK’larını üstlenmek daha akıllıca olurdu. Ama hükümetimiz her zaman olduğu gibi işverenin yanında… Deneyimsiz düşük ücretlerle çalışanları istihdam etmek işverenin zaten işine geliyor birde devletten bu şekilde SSK yardımı almak ekmeklerine yağ sürmek olacak.

 

Artık deneyim kazanana kadar patron milletinin her türlü kaprisini çekip pozisyonun dışındaki gereksiz işlerle uğraşıp deneyim kazandıktan sonra hak ettiğin değeri bulacağını hayal etmek sadece bir hayal olarak kalacak…

 

Deneyime ve emeğe verdikleri değerden ve göstermiş oldukları saygıdan ötürü hükümetimize bir kez daha teşekkür(!) ediyoruz.

Aslıhanca...

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/11/2008 - Kasırganın Ortasında Çırpınan Yarım Yürek

Kategori: kalemimden



Kasırganın ortasında kalmış bir geminin kaptanı gibiyim,

Tek başınayım, yardım edecek tayfam yok,

Yardımdan ziyade bir kader arkadaşının boşluğunu hissediyorum belki de…

Okyanusun ortasındayım,

Etrafı aydınlatan tek şey şimşekler,

Şimşekler çaktıkça karanlığın içinde çırpınan yarım bir yürek görüyorum

Okyanusun üzerinde bir yandan çılgın dalgalarla boğuşurken bir yandan üzerinde çakan şimşeklere direnen yarım bir yürek,

Direnmesine anlam veremiyorum,

Öylece fırlatıp atmışsa sahibi artık onu istemiyorsa niçin direniyor?

Bu fırtınadan kurtulsa hayatta kalsa da tek başına bir anlamı olmayacak, tek başına yaşayamayacak,

O zaman ne diye bunca çaba, neden kendisi için daha da zorlaştırıyor yok oluşu,

Neden teslim etmiyor kendisini okyanusun derinliklerine,

Kimin için ne için bu çabası,

Her şeye rağmen var olmayı yok olmaya tercih mi ediyor,

Her şeye rağmen tüm acılara, tüm ihanetlere, tüm bencilliklere, tüm yalnız bırakılmışlıklara rağmen…

Alkışlanacak mı bu fırtınadan kurtulursa, kahraman mı ilan edilecek,

Yoksa hayatta kalırsa kaybettiğini bulma ihtimali mi var, bu küçük umut mu direnmeye sebep,

Küçük umutların peşinde şaşkınca koşmasına sebebiyle belki bu fırtına,

Evet kesinlikle fırtınanın sebebi bu, böyle fırtınaları tanırım…

Bu korkunç, acımasız fırtınanın nedeni O,

O direndikçe dinmeyecek bu fırtına bunu biliyor…

Biliyor ama direnmeye devam ediyor.

Kimse gelip onu oradan kurtarmayacak beklediği gelmeyecek…

Neden bu gerçeği anlamak istemiyor?

Kendisi ile birlikte beni de bu kasırganın ortasında bırakmaya hakkı yok,

Yok olmalı artık, okyanusun en derin yerinde kaybolmalı, kimse ulaşamamalı O’na,

Onu izlemekten bu kasırgada kendi savaşımı unuttum, ben de kasırganın ortasındayım,

Hem de gördüğü serapların peşinden gerçekmiş gibi koşan küçük bir yürek yüzünden,

Onu umursamadan yok oluşa terk edip gitmeliyim buradan,

Yok olmalı yok olmalı o, bu kasırganın bedelini hiçlikle ödemeli,

Gitmeliyim buradan ama bir şeyler eksik sanki yarım kalmış gibiyim,

Yüreğimin bir parçası yok evet yüreğimin yarısı eksik,

Oracıkta çırpınan yarım yürek bana mı aitti…

Ben mi terk etmiştim onu,

Evet ben terk etmiştim kasırganın habercisi karabulutları gördüğümde terk etmiştim,

Belki Onu attığım için dağılır diye bulutlar, bu kadar acımasız olmazlar belki diye…

Gitmeliyim yarım kalsam da gitmeliyim, onu yok oluşa terk edip gitmeliyim,

Artık taşıyamayacağım için Onu gitmeliyim.

 

24.09.2008

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Benim hayata ve olaylara bakış açım....

Kategoriler

Arşivim

KADIN

Kadınların özlerine...

Evlilik (?) Kölelik (?)

Anadolu Kadını

Feminizm Bilinçaltı

Erkek Olmak ? Kadın Olmak?

8 Mart

BENİM PENCEREMDEN

Heybeliada Gezisi

Emperyalizmin Çarkları

Hatalar ve Pişmanlıklar

Sevgi ve Konum

Sezgisel ve Duyumsayan …

Dışa ve İçe Dönük …

Muhtaç Olduğumuz Kudret

Kimin Torunlarıyız

Kimin Torunlarıyız

Özel Günleri Sevmiyorum

MASALlar ve Masalcıklar

Arı Olmayı…

Şekilsel Odaklı…

İçindeki Çocuğu…

Sanal Ortamda Sevmediklerim

Korkarak Yaşıyorsan

Sessiz Geminin Sessiz...

Tek Başınıza Düzeni...

Ne Zaman Keşke Denir?

Zeka Eş Seçiminde...

Duyguları Okutmak

Siz Birilerinin Duyguları...

Bir Irkın Kaderinde...

İnsanın Bir Şekli Olmalı

Ne Zaman

Hangisi Diğerini Tarihe...

Daha Doğmadan

Sevinelim mi Üzülelim mi?

Kendi Kendini Değersizleştirme

Hayat Seçimlerden…

BENİM İÇ DÜNYAMA AÇILIMLAR

Ben

Affet Beni Lütfen

Hiç Kendinize Elveda Dediniz Mi?

İçimizdeki Boşlukları Dolduranlar…

Geleceksen

Ben Büyükbabamlarla...

Ben Bir Ağaç Olmak İsterdim

Sana İhtiyacım Yok! Maskesi

Kopsun Artık Bu Fırtına

SİZLER İÇİN

Goblen Sanatı

Geç Kalmış Bir Tebrik

Onlar Uyurken Bizimle Paylaştıkların

Bloglar Sahipleri İle Anlamlı ve Güzel

Peki Ya Sizin Kafanızdaki Resim

Candan Hanımla Candan Bir Sohbet

KİTAP

Siyasi- İdeolojik

Rabıta

Üçünçü Dünyadan

Terörsüz Özgürlük

Sistem İçinde Kadın

Roman

Düzceli Mehmet

Aysel

Kendini Arayan Adam

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git

Felsefi

Ölesiye Sevmek

Sevgili Mathilda

Güncel

Güzellik Bakan Gözeymiş

Kişisel Gelişim

Ustalık

%100 Düşünce Gücü

Sınırsız Güç

Duygusal Zeka

Kendime Engel Olmayacağım

Sadece Aptallar 8 Saat Uyur

Martı Jonathan

Savaşçı

Ruhsal Zeka

Ferrarisini Satan Bilge

Arkadaşlarım

askicin
donence
onlaruyurken
ahmetde
oblomov
omerinal
sukruyilmaz
bembeyazsayfam
ustaplan
mizahhh
beyazatliprens
hvvnr2000
karamuratefsanesi
bluepoison
garipyolcu
acihuzun
karcai
yalinhastasi
mehpareogt
muhalefetim
beyazkedim
keremoz
samatracik2006
gulumcan
sirin1982
nuranayaan
firtinatepesi
apolitik
yagmur056
egeberkay