Aslıhanın Açısından

18/5/2009 - İçİnDeKi ÇoCuĞu...

Kategori: kalemimden

Kitap eleştirilerinden sonra ilk yazdığım denemeydi bu yazı bugün internette dolaşırken rastladım bazı sitelerde yazıma yer verilmiş gerçi bana ait olduğu belirtilmemiş ama yinede birilerinin beğenip yayınlaması hoşuma gitti:)

 

 

İÇİNDEKİ ÇOCUĞU GÖREBİLİYORUM

 

İçindeki çocuğu görebiliyorum! Herkesten köşe bucak kaçırdığın, zırhlar içine hapsettiğin çocuğu…

 

Biraz ürkek biraz da kırılgan belki ama senin tahmin edebileceğinden daha cesur daha dayanıklı… Her çocuk kadar heyecanlı… Kimseyi umursamadan doyasıya gülmek, ağlamak isteyen bir çocuk... ‘Toz pembe’ hayallerinin peşindeki küçük çocuğu görebiliyorum…Ve senin o ‘toz pembe’ hayallerin önünde yükselttiğin adına ‘gerçekler’ dediğin duvarları da…

 

Zırhlar içine hapsetmişsin Onu… “Her şey seni korumak için” diyorsun… Korkularını Ona bile itiraf edemiyorsun…

 

Biliyorsun aslında çocukların düşe kalka büyüyeceğini… Düşmesinden çok düştüğü zaman çevrendekilerin beyninde onunla ilgili oluşabilecek düşüncelerden korkuyorsun… Güçsüz ve zayıf algılanmaktan…

 

Onun heyecanından… Hiç kimseyi ve hiçbir şeyi düşünmeden senin gibi hesaplar yapmadan hareket etmesinden korkuyorsun… Onun sana hakim olmasından senin yönetmesinden…Evet sen içindeki küçük bir çocuktan korkuyorsun!

 

Hesapsızca sevmesinden ve buna rağmen hesapsızca sevilmemesinden… Sonucunda yaralanmasından ‘gerçeklerle’ yüzleşmesinden… Yüzleştiği her gerçekle biraz daha büyümesinden ve yavaş yavaş sana benzemeye başlamasından korkuyorsun…

 

Haklısın Ona izin verirsen belki çok kırılacak ve kapanmaz yaralar alacak ama kim bilir belki de senin hayatta göremediğin şeyleri o görecek, keşfedemediklerini o keşfedecek, senin yakalayamadığını o yakalayacak…

 

Adalet ve dürüstlük timsali! Onu içindeki ukdelerle yaşamaya mahkum ederek en büyük adaletsizliği ‘içindeki çocuğa’ yapıyorsun. “Her şey seni korumak” diyerek en büyük yalanı O’na söylüyorsun…Her şeyin olduğu gibi ‘adalet’ ve ‘dürüstlüğün’ de kişinin ilk önce kendi içinde başlaması gerekmiyor mu?

 

İçindeki çocuğu görebiliyorum! Göz bebeklerinin uçsuz bucaksız karanlığında küçük bir ışık gibi heyecanlı ve heyecan verici… Ve merak ediyorum O’nu hapsetmeye iten nedenlerini… Seni büyüten nedenleri…

 

 

Aslıhan Yıldırım

 

Yorum (12) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/5/2009 - HaYaT SeÇiMLeRDeN...

Kategori: kalemimden

 

 

 “Hayat Seçimlerden ibarettir.” Kaç yaşımda olduğumu hatırlamıyorum ama izlediğim bir filmde karşılaşmıştım bu tabirle… Bir öğretmenin fakir bir muhitten gelen öğrencilerinin isyanlarını dindirmek için gösterdiği çabayı konu alan bir filmdi. Filmin ismini bile hatırlayamıyorum şuan… Tek hatırladığım öğretmenin bu sloganı ‘Hayat Seçimlerden İbarettir’

 

Hayat seçimlerden mi ibarettir gerçekten… Seçim yapmak alternatifler arasından bir tercihte bulunmak demektir. Bu açıdan bakıldığında aslında karşılaştığımız her olayda, kendimizi içinde bulduğumuz her koşulda önümüzde en az iki seçenek oluyor ve biz birini tercih ediyoruz. Bazen ‘başka seçeneğim yoktu’ gibi bir tabir kullandığımız zamanlarda oluyor belki. Kendimizi köşeye sıkışmış gibi hissettiğimiz seçtiğimizi tercihe zorlanmış gibi hissettiğimiz anlar… Kendi isteklerimiz, hedeflerimiz veya beklentilerimiz doğrultusunda hiçbir seçeneğimizin olmadığı koşullarla da karşılaşıyoruz ve belki de kötünün en iyisini tercih etmek durumda kalıyoruz… Sonuçta yinede bir seçim yapmış oluyoruz… Aslında hiçbirinin tercihimiz olmadığı seçimlerimizden sonra yeni bir seçim yapmak durumdayız. Ya seçimimizle barışık yaşamayı tercih edeceğiz onu kabulleneceğiz ya da onunla sürekli çatışma halinde olacak, onu zorla kabul ettiğimizi sürekli anımsayarak yaşayacak ve isyan edeceğiz.

 

Aslında seçimin perde arkası da çok önemli. Seçim aşmasına nasıl geldik? Sadece ‘an’a bakarak bir değerlendirme yapamayız. Bizim irademiz dışında bize sunulan seçenekler arasında bir tercih yapıyormuşuz gibi hissederiz genellikle. Aslında birazda kendimiz hazırlıyoruz seçeneklerimizi, her seçimimiz ileride oluşacak bir seçeneğin temelini oluşturuyor. İçinde bulunduğumuz durumu sorgularken birazda önceki seçimlerimizin izlerini görmeye çalışmakta fayda var.

 

Her şey sadece bizim seçimlerimizin sonucu mu? Hayır… Bir arkadaşım ne üzerine olduğunu hatırlamıyorum ama bana ‘Hayat insanın insana takdiridir’ demişti. Onu şimdi daha iyi anlıyorum. Birileri bir şekilde biz istesek de istemesek de yaşamımıza giriyor ya da doğumumuzdan beri yaşamımızın bir parçası oluyor. Bizi irademiz dışında bir takım seçimlere itebiliyor ve biz de belki birilerini farkında olarak veya olmayarak seçimlere itiyoruz.

 

Hayatımda kendi elimle hazırlamış olduğumu düşündüğüm seçeneklerim de oldu, “neden ben, neden bu aşamaya geldim bunda benim ne gibi bir payım olabilir” diye düşündüğüm seçimlerimde oldu. Sonuçta her zaman önümde iki ayrı seçenek vardı ve ben birini seçtim. Seçimlerim yeni seçeneklerimi doğurdu. Yeni seçimlerim yeni seçeneklerimi doğuracak.

 

Seçeneklerimi zenginleştirebilmek için kendi lehime çevirebilmek için ne yapmalıyım? Bu soruyu sorarak yaşamak gerekiyor. Gözlerimizi etrafımıza çevirmemiz ve bizim için sunulan yeni fırsatları görmeye çalışmamız… Yaşamımıza giren insanların üzerimizdeki etkilerine bilinçli bir şekilde yön vermemiz… Her zaman kötü de olsa yapmış olduğumuz seçimlerle barışık yaşamamız, onların bize öğrettiklerini görmeye çalışmamız ve öğrendiklerimizle yeni seçimlere yelken açmamız… 

 

Aslıhan...

 

 

Not: Zamanında bir seçim yaptım ve bu bloğu oluşturdum. Şimdi burada edindiğim arkadaşlarımın bıraktığı notları okuyarak günüme renk katıyorum... Vakit buldukça bende birilerinin hayatına mesajlarımla renk katmaya çalışıyorum umarım kattığım renkler herkesin sevdiği renktir ve blog yapma seçiminden mutluluk duymasına bir nebze olsun katkı sağlayabiliyorumdur.

 

Hayatıma renk katan tüm blogcu arkadaşlarıma buradan teşekkür ederim:)))

 

 

 

 

 

 

Yorum (17) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/5/2009 - FEMİNİZM’İN BİLİNÇALTI

Kategori: kalemimden

FEMİNİZM’İN BİLİNÇALTI

 

Feminizm temelinde aslında korku vardır… Feminist söylemlerin altındaki bu gizli korkuyu görmek pekâlâ mümkün… Evlikten ve aşktan mümkün olduğunca kaçmaya çalışırlar çünkü bilinçaltlarında hep kadınların zayıf karakterli olduğu düşüncesi vardır… Karşı cinsle olan ilişkilerinin bu zayıflığı ortaya çıkaracağı korkusuyla yaşarlar… Bu bilinçaltı korkusu; saldırgan bir tavırla kendilerini engelleyerek, duygularının önüne set çekerek yaşamaya iter onları… Duygularına yenik düşmek ve zayıflıklarının ortaya çıkacağı endişesini bilinçaltlarından söküp atamazlar bir türlü… Bu düşüncede onları giderek duygusuzlaştırır... Ezilen kadınlar için dolan gözler aslından sadece kendi kaçtıkları gerçekleri(?) içindir…

 

“Evlilik köleliktir, evlenmeyin” diye güçlü bir eda ile nutuklar atarlarken aslında acziyetlerini görmemek için aynada kendi gözlerinin içine bile bakamazlar… Sevgiden, anlayıştan yoksun keskin ve katı cümleler dökülür dudaklarından…

 

Aslında kadınlar sandıkları kadar güçsüz değiller kendileri de öyle… Sadece bu korku onları güçsüzleştiriyor ve bu korkuyu örf pas etme çabaları da komikleştiriyor… Çok basit ve çocukça söylemlerle çıkıyorlar sahneye… Onların “Evlilik köleliktir, evlenmeyin” gibi söylemlerini duyunca kapris ve oyun bozanlık yapıp “Bana ne ben oynamıyorum” diyen çocuklar geliyor aklıma…

 

Bu kadınların öncelikle kendilerini ezilen ve ezilmeye mahkûm bir cins olarak görmekten vazgeçmeleri, bu fikri bilinçaltlarından iyice kazımaları gerekiyor…

 

Gerçekten güçlü kadınlar kendilerinden ve kişiliklerinden emin oldukları için bir şeylerden kaçma ihtiyacı hissetmezler… Duyguların insanı insan yapan unsurlar olduğunu bilirler duygularını gizlemeyi değil onları yönetmeyi öğrenirler… Sorunlara çocukça değil olgunca yaklaşır ve gerçekçi çözümler getirirler…

 

Gerçekten güçlü kadın ne geleneklerin kadınlara yüklediği ağır yükü sırtlanır ne de feminizm amacından saptırılarak büründürüldüğü ‘erkek düşmanlığı’ söylemlerine kapılıp bir şeylerden kaçarlar… Onlar kendilerinden ve güçlerinden emin olan, maskelerin ardına saklamandan savaşan kadınlardır…

 

Kadınlar günlük gülistanlık bir hayat yaşıyor demiyorum… Kadınların yaşadığı sorunlar var elbette üstelik ciddi boyutlarda ama bu sorun kin, nefret dolu objektif değerlendirmelerden yoksun komik söylemler ve teorilerle çözülebilecek bir sorun değildir… Bu tür bir yaklaşım bu sorunları basite indirgemek kadını ve kadın sorunlarını aşağılamaktır…

 

 

 Not: Feminizm aslında terim olarak, kadınların öncülüğünde veya kadınların katılımı ile ortaya çıkan ve kadınların haklarını savunmayı, cinsiyet ayrımından doğan sorunları aşmayı ve bu ayrıma karşı çıkmayı hedefleyen örgütlü faaliyet ve hareketlerin bütünü olarak tanımlanır(1). Ancak birçok kavram gibi ‘feminizm’ kavramı da çarpıtılarak siyasi ve ideolojik emellere alet edilmiştir. Ffeminizm deyince ‘kadın hakları’nın çağrışım yapması gerekirken zamanla ‘erkek düşmanlığı’ akla gelir olmuştur. Erkek düşmanları feminist yazar kategorisinde zikredilmiştir. Yazımda konu ettiğim ‘feminizm’ çarpıtılarak ‘erkek ve evlilik düşmanlığı’na büründürülmüş feminizmdir.

 

(1) www.sosyalsiyaset.com/documents/sozluk_f.htm

Aslıhan Yıldırım

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/4/2009 - Diğer Yırtık Çizmeli Gül Aydın'lara Ne Olacak!

Kategori: Sizlere




Van’ın Ortanca köyünde anasınıfı öğrencisi 6 yaşındaki Gül Aydın’ın tören ayakkabılarını evde unutmasıyla ortaya çıkan “yırtık çizme” görüntüsü, Türkiye’yi ayağa kaldırdı

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, 23 Nisan törenlerinde yırtık lastik çizmesiyle dans eden öğrencinin fotoğrafı nedeniyle duygusal anlar yaşadı.

Gazetedeki haber bu. Hüseyin Çelik Ülkemizde binlerce Gül Aydın olduğunu resmi yeni görünce mi hatırlamış. Gül Aydınlar için ne yapmış. Fotoğraları yayınlanmayan Gül Aydınlara ne olacak. Onlar için kim duygulanacak ne yapılacak?

 

Ne yapılacak ben söyleyeyim. Gazetelerde yeni Gül Aydınları zaman zaman göreceğiz. Bakanlar görünce hatırlayacak sonra yine unutacak. Hayır sever vatandaş görünce hatırlayacak sonra unutacak. Gül Aydın'lar zaman zaman hatırlanıp sonra unutulmuş olarak yaşamlarını devam ettirecekler.

Ne yazık ki tablo bu!

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/3/2009 - GöRDüM DoKuNDuM ve SeVDiM

Gördüm Dokundum ve Sevdim

 

Kitabın arka kapağında şunlar yazıyor

 

“Görmeden aşık olur mu insan, gözümüzle gördüğümüz müdür sevdiğimiz, yoksa ruhuna dokunabildiklerimizi mi severiz? !
Sevilene dokunamayınca, geceler boyu onun hayaliyle ruhunun karanlık koridorlarına dalmaz mı insan... Bir kış günü ateşlere bulanmaz mı...
Yolcu değil miyiz hepimiz, başkalarının hayatlarının yolcuları...
Gece vakti çimenlerin üzerine uzanmış yıldızları seyrederken tüm aşkları yüreklerine aşır bir yolcu, konaklama aykırıdır yolcuya, bir hayalet gibidir ruhları, şeffaftır herkesin içine girip onlardan olabilirler.
Romantik bir yolcunun hikayesi 'gördüm, dokundum... ve sevdim'.
Halim Bahadır senelerdir yaşadığı hayatın satır aralarını yazdı, okurlarının hıçkırıklarını paylaştığı, gülümsemelerini çoğalttı, iklimleri dolaştı kalemiyle, insanların ruhlarına dokundu.
Göremediğimiz hikayeler var elinizdeki kitapta, bir yazarın iç serüveninin yanı sıra arka sokakların sesi geliyor fısıltıyla.”

 

Romantik bir yolcunun hikayesi deniyor kitap için. Bana kalırsa bencil, insanların duygularını hiçe sayan, gerçekten sevmeyi bilmeyen, kadınları sadece cinsel bir obje gibi kullanan bir yolcunun hikayesi…

 

Yine de okunması gereken bir kitap diyorum çünkü sevgisiz ve ilgisiz yetişmiş kız çocuklarının iç dünyasını görebilme şansına ulaşabiliyorsunuz. Çocuğunu saçlarını okşamaktan imtina edinen ebeveynler bir ömür boyu kapanmayacak yaralar açıyorlar onların küçük yüreklerinde… Hep sevgi arayışı içinde yine onların sadece bedenleri ile ilgilenen sevgisiz insanların arasında yavaş yavaş tükeniyorlar. Sevginin peşinde koşarken sevgisizliğin daralan çemberinde boğulup kalıyor…

 

Yazar sevgisiz yetişmiş birkaç kadınla ilişkisini anlatıyor kitabın bazı bölümlerinde. Onların kalplerindeki derin yaraları resmediyor okuyucuya onların derdine bir an için ortak oluyor(?) onları teselli ediyor (?) kendince… Onların acizliklerinden sevgi arayışlarından güven arayışlarından yararlanıyor desek sanırım durumu özetleyen daha uygun bir cümle kurmuş oluruz.

 

Yazarın kızlarına sevgi göstermeyen babalara kızması da bu ne yaman çelişki dedirtecek türden. Kendisinin de küçük kızı var babasının yanında olmasına ihtiyaç duyan onun sevgisine ihtiyaç duyan bir kızı… Ama babası özgürlüğünün(?) peşinde, babaları ilgi göstermemiş kızları teselli(?) etmekle meşgul…

 

Okurken düşündüm bir kadının fiziksel zayıflığından yararlanarak yapılan cinsel istismar tecavüzse ruhsal zayıflığından yararlanarak yapılan istismarda tecavüz sayılmaz mı?

 

Kitaptaki ilginç noktalardan biri de çarşaflı bir bayanın yazara içini döktüğü satırlar. Bayanın eşi kendisini sadece o anki cinsel ihtiyaçlarını gidermek için kadının ihtiyaçlarını düşünmeden kullanıyor ve çok affedersiniz ama bu hayvanlığı da inancı gereği yapıyor. Yanlış kaynaklardan öğrenilen İslam(?) ne kadar da ürkütücü. İslam’ın ortadan kaldırmaya çalıştığı Cahiliye Dönemi Arap gelenekleri ve  Kadına bakış açısı nasıl halen İslam adına yaşatılmaya çalışılıyor anlamak güç gerçekten. “Allah aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır” ayeti aklıma geldi kadının hikayesini okurken. Pisliğin içinde kalmaktan mı hayvanlaştı acaba eşi diye düşünmekten kendimi alamadım…

 

Yazar hayatını özgürce yaşamasına rağmen hiç mutlu olamıyor… Çünkü mutluluk dengede gizlidir, kendi özgürlüğünüz kadar başkalarını özgürlüğüne de duyarlı olduğunuz, kendi ihtiyaçlarınız kadar başkalarınınkine de duyarlı olduğunuz, kendi gururunuz kadar başkalarının gururlarına da duyarlı olduğunuz, sevilmek istediğiniz kadar sevdiğiniz müddetçe… Hayatınızdaki her kavramda her olguda denge kurabildiğiniz kadar mutlu olursunuz…

 

Birine bağlanmak özgürlüğünüzü kısıtlamaz çünkü bağlılık, sadakat gerçek bir sevginin sonucudur. Gerçek sevgi ise özgürleştirir… Tabi iki gerçek sevgi buluştuğu zaman...


aslihanca....

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/1/2009 - Devletimin Memurundaki Zihniyete Bir Bakın !!!

Kategori: kalemimden



İş yerinde ‘İç Ortam Hava Kalitesi Öçlümü’ yaptırmak istiyoruz. Çalışma Bakanlığına bağlı İSGÜM (İş sağlığı ve İş Güvenliği Genel Müdürlüğü) web sitesinden laboratuarlara ve hizmet fiyatlarına baktım. Hizmet fiyatları güncellenmemiş İstanbul şubesine web sitelerindeki fiyatların 2009 yılı içerisinde de geçerli olup olmadığı ve fiyat bize uygun geldiği takdirde ne zaman bu testleri yaptırabileceğimiz ile ilgili bilgi almak için faks çektim.

 

Aradan 1 saat falan geçti İstanbul Şubesinden bir memur aradı, devlet dairesinden bu hızlı dönüş şaşırttı beni açıkçası, ilerleme var diye düşündüm ama karşımdaki memur konuşmaya devam edince devlet dairelerindeki zihniyetin değişmediğini anlamak çok zaman almadı.

 

Neymiş efendim bu faksa nasıl cevap vereceğini bilememişmiş, talep mi varmış orada bilgi almak mı istiyormuşum. Neden aramıyormuşmuşum da faks çekiyormuşmuşum o beni aramak zorundamıymış…

 

Bana cevap olarak sadece 2009 yılı fiyatını verecek ve bu testleri yapmak için bize ne zaman dönecekleri hakkında bilgi verecek altı üstü sadece iki cümle kuracak. Ama sayın(?) memura bu iki cümleyi yazıp faks çekmek veya eposta atmak veya telefon açmak nedense çok zor gelmiş olacak ki bu iki cümle ile bilgi vermek yerine saçma sapan konuşup durdu karşımda…

 

Ben fiyatı öğrendim ve dedim ki “Bana sadece bunu söyleyecektiniz o kadar zor geliyorsa web sitenizde fiyatlarınızı güncel tutsaydınız ayrıca ben size istersem telefon açarım istersem faks çekerim istersem eposta atarım siz bana bilgi vermek zorundasınız.” İyi günler dileyip telefonun kapattım.

 

Bazen devlet dairelerini bilgi almak için arıyoruz bu konuda bize resmi bir yazı fakslayın deyip kapatıyorlar faks çekiyoruz neden aramıyorsunuz diyorlar. Affedersiniz ama biz sizin nazik ağızlarınızdan kerpetenle iki cümle almak için ne yapmalıyız çok sayın (?) devlet memurları? (sözüm böyle kendini bilmez sorumsuz memurlar içindir sorumluluk sahibi Adab-ı Muaşeret’ten haberdar memurlardan dışarıdır.)

 

Bizim en yönetime bir konuda öneri sunarken bunun maliyetini ne kazandıracağını da sunmamız gerekiyor özel sektördeki bu basit yaklaşımı bile bilmeyen ‘sorumsuz’ insanlar kalkıp bana ‘ben fiyatımızı kabul edeceğinizi nerden bileceğim’ gibi saçma sapan bir soru sorabiliyorlar. 

 

Bunun gibileri özel sektörde çalışacaktı ki bu zihniyetle ikinci kapının önüne konacaktı.

 

Önerim; devlet memurlarına neden orada oturduklarına ilişkin özel eğitimler verilmesi o zaman belki anlarlar hizmet için orada olduklarını…

aslihanca
15.01.2009

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/12/2008 - Benzemez Kimse Sana

Kategori: Sizlere


 

Gözlerimi kapattım şarkıyı dinliyorum ‘Benzemez kimse sana’

Kim için yazılmıştı acaba bu güzel sözler.

Bu şarkıyı dinlerken zarif, mağrur bir duruşu olan, işvesi kıvamında ve asilce olan bir kadın canlanıyor gözümde.

Bu dizelere ilham veren kadını merak ediyorum.

Bir sevgilinin sevenin gözündeki eşsizliği bundan daha güzel anlatılabilir miydi?

 

Benzemez kimse sana,
Tavrına hayran olayım.
Bakışından süzülen
İşvene kurban olayım..

 


Lütfuna ermek için,
Söyle perişan olayım.
Bakışından süzülen
İşvene kurban olayım...

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/12/2008 - KeNDi KeNDiNi DeĞeRSiZLeŞTiRMe!!!

Kategori: kalemimden

 

KeNDi KeNDiNi DeĞeRSiZLeŞTiRMe!!!

 

Kişinin, insani ve toplumsal değerlerle örülü bir şekli olmalı. Değerleri olmayan insanlar değersiz insanlardır. Sevgi, saygı, ahlak gibi değerlerden yoksun bir kişilik hastadır. Günümüzde her nasılsa bu hasta kişilikler bireylere özellikle gençlere ‘model’ olarak sunulmaya başlanmıştır. Bu değersiz hasta kişilikliler, birileri tarafından toplumda ‘ayrıcalıklı, özel insanlar’ konumuna getirildi ve model olarak kabul ettirildi. Edilgen fiil kullandım çünkü aslında bunlar toplumun kendi iradesinin bir neticesi değil birilerinin dayatması, toplumun iradesizliğinin ve bilinçsizliğinin bir sonucu…

 

Kişilikleri henüz şekillenmekte olan gençlerimiz bu ‘değersiz, hasta kişilikli model’leri buluyorlar karşılarında. Ama bu modellerin değersizliklerini, basitliklerini ve hastalıklarını görmüyorlar çünkü onlara hak etmedikleri bir değer veriliyor ve hak etmedikleri bir konuma getiriliyorlar.

 

Birey, İlk öğretimin orta kısmına başlıyor liseden üniversiteye kadar hatta üniversite de dahil olmak üzere bu hasta kişilikleri model edinmiş insanların kendilerini ‘ayrıcalıklı ve farklı’ gösterme ve bu şekilde bir yer edinme çabalarına tanık oluyor. Okulun gözde(!), ayrıcalıklı(!) ve farklı(!) bu gruplarına dahil olabilmek için kendini değersizleştirmek için elinden geleni yapar hale geliyor. ‘Çıktığı(?) kız veya erkek listesinin kabarıklığı, okul ve toplum kurallarının hiçe sayılması ve olabildiğince saygısız, ahlaksız olmak, çıkarların doğrultusunda kanki(?) olmak sonrada yine çıkarların için kankini satabilecek yüreğe(?) sahip olmak, arkadaşlık, sevgi, aşk gibi değerlere mümkün olabildiğine yüzeysel bakmak derinliğe sadece bu değerler için yazılmış kuru laflarda inmek ve bunların sadece sözlerde kalacak şekilde yaşamak, gerçek manası ile yaşamamak vs. gibi bu guruplara dâhil olmanın özel(?) şartları vardır. En önemli şartlarından biri de düşünmemek, muhakeme etmemek, günübirlik yaşamak… ‘Gerçekten değerli, sorumluluklarının bilincinde bireyleri küçümsemek ve alay etmek’ kuralını da unutmamak gerekir, maazallah sonra kendilerini nasıl ayrıcalıklı(?) ve özel(?) gösterirler, kendilerini nasıl kandırırlar, guruplarına dahil olmak için değersizleşmeyi tercih eden şekilsizleri nasıl kandırırlar(?)

 

Bu kendini değersizleştirme akımına okullardan bir örnekti toplumun her kesiminden konuya örnek bulmak mümkün. Çünkü her kesime ‘model’ olarak sunulmuş ‘değersiz, hasta’ kişilikler ve bunlara benzemek için kendilerini değersizleştirenler mevcut.

 

Hep değersizlerden bahsettim şimdi de değerlilerden gerçekten model olmayı hak eden GERÇEKTEN ayrıcalıklı ve ÖZEL bireylerden bahsetmek istiyorum. Onlar bir şekli olan insanlar, bir şekle sahip olmak, değerli olmak isteyen kişilikleri henüz gelişen bireylere birer model… Düşünebilen, kendilerine sunulan sahte modellerin arkasındaki gerçekleri idrak edebilen beyinlerini sadece bir et parçası gibi görmeyen ve onu kullanabilen insanlar.

 

Bahsettiğim genç arkadaşlarım www.dipnotum.com’ un kurucuları ve bu siteye yazıları ile destek olanlar… Onlar kendilerini ve amaçlarını şu şekilde ifade ediyorlar.

 

Edebiyat

 

Dipnotumdan…

Hepimiz vatanımızı seviyoruz deriz fakat vatanımız ve milletimiz için ne yaptığımıza baktığımızda bu söylemlerimize yakışır faaliyet gösterdiğimizi söyleyemeyiz. Bilgi çağında yaşadığımız için silah seçimimizi kalemden yana yapmış olan bizler, vatanımızı sevmemizin bir gereği olarak bu enteraktif ortamda düşüncelerimizi, bilgilerimizi, tecrübelerimizi, eğlencemizi birleştirerek bir arada olmak istiyoruz. Büyük bir Türkiye için atacağımız küçük bir adımın bile birçok faydası olacağının bilincindeyiz ve bizimle aynı şekilde düşünen arkadaşlara beraber bu amaç doğrultusunda elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Toplumların gelişememelerinin önündeki engellerden "cehaleti" yenmek adına ve yine bir başka engel olan "birlik olamayışımız" sorununu çözmek adına ufak bir hamle de biz yapıyoruz.

Toplumumuzun hızla bu yönde bilinçlendiği de göz önünde bulundurulursa, bu platformun çok hızlı büyüyeceğinden eminiz. Bilgi Sevdalısı olmak sitemizde ve dostluğumuzda aranan tek şartımız. Bu perspektiften hayata bakan arkadaşlarla bir arada olmak bizim için çok büyük bir mutluluk olacaktır.

Bu güzel düşüncelerle yayına başlayan sitemizde öğrenci, öğretim üyesi, esnaf, sanatkâr, işçi, memur, emekli ve diğer, hiç bir ayrım gözetilmeden herkesin yayınlanmak üzere bize gönderdiği yazılar yönetim kurulumuz tarafından değerlendirilecek ve yayınlanacaktır.

Bu güzel niyetlerle kurulan sitemizin bir bilgi, beraberlik, dostluk, fikir, tecrübe ve vatan sevdalıları platformu oluşturması ümidiyle.

Saygılarımızla

Dipnotum Yönetim Kurulu 

 

 

Bende bu değerli arkadaşlarımın faaliyetleri gönülden destekliyorum ve düşünebilen eli kalem tutan herkesi destek olmaya davet ediyorum.

 

Son olarak ‘İnsanın Bir Şekli Olmalı’ isimli yazımdaki şu cümleleri tekrarlıyorum: “insanın evrensel değerlerle yoğurduğu bir şekli olmalı... Olmalı ki değersiz yaşantıların toplum nazarında değerli hale gelmesine izin vermeden, sayıları artsa da ayrıcalıklı gibi gösterilseler de bu grupların şeklini almayıp kendi şeklini koruyabilsin...”

  

ASLIHAN YILDIRIM

 

 
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/11/2008 - Deneyim ve Emek Hiçleştirildi!

Kategori: kalemimden

 

1 Temmuzda yeni bir yasa yürürlüğe girecekmiş. Bu yasaya göre 18-29 yaş arası çalışanların SSK primleri 5 yıl boyunca devlet tarafından üstlenilecekmiş.

 

Emeklilik yaşını 65’e çekip sonrada böyle bir yasa çıkarmak büyük bir hata. Zaten özel sektörde belli bir yaşın üzerinde iş bulmak oldukça zor bu yasa ile 30 yaş üstü bireylerin iş bulması daha da zorlaşacak… Yaşı ilerlememiş insanlar işsiz kalacak ve 65 yaşına kadar emekli olmayı bekleyecekler…

 

Uyanık geçinen işverenler 30 yaşını aşmış çalışanlarına tek tek yol gösterirken SSK desteğinden yararlanabileceği gençleri işe almaya başlayacak…

 

Artık bu yasadan sonra açık pozisyonlara 30 yaşını aşmış insanların getirilmesi çok zor görünüyor. Yeni iş ilanların 35 yaşını aşmamış ibaresi yerine bundan sonra 30 yaşını aşmamış ibaresini göreceğiz sanırım…

 

65 yaşta emeklilik kararındaki açmazı kapatmak için 35 yaşın üstü çalışanların SSK’larını üstlenmek daha akıllıca olurdu. Ama hükümetimiz her zaman olduğu gibi işverenin yanında… Deneyimsiz düşük ücretlerle çalışanları istihdam etmek işverenin zaten işine geliyor birde devletten bu şekilde SSK yardımı almak ekmeklerine yağ sürmek olacak.

 

Artık deneyim kazanana kadar patron milletinin her türlü kaprisini çekip pozisyonun dışındaki gereksiz işlerle uğraşıp deneyim kazandıktan sonra hak ettiğin değeri bulacağını hayal etmek sadece bir hayal olarak kalacak…

 

Deneyime ve emeğe verdikleri değerden ve göstermiş oldukları saygıdan ötürü hükümetimize bir kez daha teşekkür(!) ediyoruz.

Aslıhanca...

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/11/2008 - Kasırganın Ortasında Çırpınan Yarım Yürek

Kategori: kalemimden



Kasırganın ortasında kalmış bir geminin kaptanı gibiyim,

Tek başınayım, yardım edecek tayfam yok,

Yardımdan ziyade bir kader arkadaşının boşluğunu hissediyorum belki de…

Okyanusun ortasındayım,

Etrafı aydınlatan tek şey şimşekler,

Şimşekler çaktıkça karanlığın içinde çırpınan yarım bir yürek görüyorum

Okyanusun üzerinde bir yandan çılgın dalgalarla boğuşurken bir yandan üzerinde çakan şimşeklere direnen yarım bir yürek,

Direnmesine anlam veremiyorum,

Öylece fırlatıp atmışsa sahibi artık onu istemiyorsa niçin direniyor?

Bu fırtınadan kurtulsa hayatta kalsa da tek başına bir anlamı olmayacak, tek başına yaşayamayacak,

O zaman ne diye bunca çaba, neden kendisi için daha da zorlaştırıyor yok oluşu,

Neden teslim etmiyor kendisini okyanusun derinliklerine,

Kimin için ne için bu çabası,

Her şeye rağmen var olmayı yok olmaya tercih mi ediyor,

Her şeye rağmen tüm acılara, tüm ihanetlere, tüm bencilliklere, tüm yalnız bırakılmışlıklara rağmen…

Alkışlanacak mı bu fırtınadan kurtulursa, kahraman mı ilan edilecek,

Yoksa hayatta kalırsa kaybettiğini bulma ihtimali mi var, bu küçük umut mu direnmeye sebep,

Küçük umutların peşinde şaşkınca koşmasına sebebiyle belki bu fırtına,

Evet kesinlikle fırtınanın sebebi bu, böyle fırtınaları tanırım…

Bu korkunç, acımasız fırtınanın nedeni O,

O direndikçe dinmeyecek bu fırtına bunu biliyor…

Biliyor ama direnmeye devam ediyor.

Kimse gelip onu oradan kurtarmayacak beklediği gelmeyecek…

Neden bu gerçeği anlamak istemiyor?

Kendisi ile birlikte beni de bu kasırganın ortasında bırakmaya hakkı yok,

Yok olmalı artık, okyanusun en derin yerinde kaybolmalı, kimse ulaşamamalı O’na,

Onu izlemekten bu kasırgada kendi savaşımı unuttum, ben de kasırganın ortasındayım,

Hem de gördüğü serapların peşinden gerçekmiş gibi koşan küçük bir yürek yüzünden,

Onu umursamadan yok oluşa terk edip gitmeliyim buradan,

Yok olmalı yok olmalı o, bu kasırganın bedelini hiçlikle ödemeli,

Gitmeliyim buradan ama bir şeyler eksik sanki yarım kalmış gibiyim,

Yüreğimin bir parçası yok evet yüreğimin yarısı eksik,

Oracıkta çırpınan yarım yürek bana mı aitti…

Ben mi terk etmiştim onu,

Evet ben terk etmiştim kasırganın habercisi karabulutları gördüğümde terk etmiştim,

Belki Onu attığım için dağılır diye bulutlar, bu kadar acımasız olmazlar belki diye…

Gitmeliyim yarım kalsam da gitmeliyim, onu yok oluşa terk edip gitmeliyim,

Artık taşıyamayacağım için Onu gitmeliyim.

 

24.09.2008

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Benim hayata ve olaylara bakış açım....

Kategoriler

  • kalemimden
  • Kategorisi Bile Olmayanlar
  • kisisel gelisim
  • kitap incelemeleri
  • Sizlere
  • Arşivim

    KADIN

    Kadınların özlerine...

    Evlilik (?) Kölelik (?)

    Anadolu Kadını

    Feminizm Bilinçaltı

    Erkek Olmak ? Kadın Olmak?

    8 Mart

    BENİM PENCEREMDEN

    Heybeliada Gezisi

    Emperyalizmin Çarkları

    Hatalar ve Pişmanlıklar

    Sevgi ve Konum

    Sezgisel ve Duyumsayan …

    Dışa ve İçe Dönük …

    Muhtaç Olduğumuz Kudret

    Kimin Torunlarıyız

    Kimin Torunlarıyız

    Özel Günleri Sevmiyorum

    MASALlar ve Masalcıklar

    Arı Olmayı…

    Şekilsel Odaklı…

    İçindeki Çocuğu…

    Sanal Ortamda Sevmediklerim

    Korkarak Yaşıyorsan

    Sessiz Geminin Sessiz...

    Tek Başınıza Düzeni...

    Ne Zaman Keşke Denir?

    Zeka Eş Seçiminde...

    Duyguları Okutmak

    Siz Birilerinin Duyguları...

    Bir Irkın Kaderinde...

    İnsanın Bir Şekli Olmalı

    Ne Zaman

    Hangisi Diğerini Tarihe...

    Daha Doğmadan

    Sevinelim mi Üzülelim mi?

    Kendi Kendini Değersizleştirme

    Hayat Seçimlerden…

    BENİM İÇ DÜNYAMA AÇILIMLAR

    Ben

    Affet Beni Lütfen

    Hiç Kendinize Elveda Dediniz Mi?

    İçimizdeki Boşlukları Dolduranlar…

    Geleceksen

    Ben Büyükbabamlarla...

    Ben Bir Ağaç Olmak İsterdim

    Sana İhtiyacım Yok! Maskesi

    Kopsun Artık Bu Fırtına

    SİZLER İÇİN

    Goblen Sanatı

    Geç Kalmış Bir Tebrik

    Onlar Uyurken Bizimle Paylaştıkların

    Bloglar Sahipleri İle Anlamlı ve Güzel

    Peki Ya Sizin Kafanızdaki Resim

    Candan Hanımla Candan Bir Sohbet

    KİTAP

    Siyasi- İdeolojik

    Rabıta

    Üçünçü Dünyadan

    Terörsüz Özgürlük

    Sistem İçinde Kadın

    Roman

    Düzceli Mehmet

    Aysel

    Kendini Arayan Adam

    Yüreğinin Götürdüğü Yere Git

    Felsefi

    Ölesiye Sevmek

    Sevgili Mathilda

    Güncel

    Güzellik Bakan Gözeymiş

    Kişisel Gelişim

    Ustalık

    %100 Düşünce Gücü

    Sınırsız Güç

    Duygusal Zeka

    Kendime Engel Olmayacağım

    Sadece Aptallar 8 Saat Uyur

    Martı Jonathan

    Savaşçı

    Ruhsal Zeka

    Ferrarisini Satan Bilge

    Arkadaşlarım

    nuranayaan
    mehpareogt
    muhalefetim
    oblomov
    gazetem28
    goblenignesi
    ruhumdaninciler
    mizahhh
    keremoz
    Donence
    karcai
    ahmetde
    yalinhastasi
    bembeyazsayfam
    hvvnr2000
    sukruyilmaz
    beyazatliprens
    beyazkedim
    gulumcan
    garipyolcu
    ustaplan
    sirin1982
    samatracik2006
    omerinal
    karamuratefsanesi
    bluepoison
    firtinatepesi
    apolitik
    askicin
    ONLARuyurken
    AciHuzun
    egeberkay
    firatyildirim
    emeklilikhaber
    yagmur056
    haybedenzulum
    sermest
    serkancakelimeler
    istiklalitamturkiye
    beydabeyda
    reis012
    benhaladeliyim
    Ozdemir
    cocukgelisimi28
    karot28
    success
    ASFUR
    hayalgozlum28
    alicinal
    rejiast
    vaktivisal
    mesale
    umutmavisi
    romantikpepe
    sinanyurteri
    vacations
    yemektariflerimiz
    trali
    cic
    ayhanhasan1
    ikizler
    mecburmusungitmeye
    sekerezgi
    Acihangir
    sosyologselim
    morvadi
    KALENDER2006
    mozsarac
    karlitorosdaglari
    bugetkoyu19
    ceketsiz
    zahideninfircasi
    silaynur
    iletisimcii