« Önceki :: Sonraki »

HeR -miş'i BiR KeZ YaZaRıM

 

HeR -miş'i BiR KeZ YaZaRıM

 

Geçmişte tutsak yaşamanın garip cazibesine kapılmayacak kadar zekiyim,

Esaretine yenik düşmeyecek kadar güçlüyüm,

Geçmişte kalması gereken anıları maziye gömecek kadar soğukkanlı,

Geçmişten çıkardığım sonuçlarla geleceği şekillendirecek kadar kabiliyetliyim,

Diri tutulmayı hakeden anılara,her an heyecanla anacak kadar sadakatliyim,

Her geçmiş –miş için bir kez yazarım!

 -miş’i bir sayfaya tutsak etmek anlamsızlaştırmak için…

                                           aslihanca

 

Yorum (1) Yorum yaz!

Sıcak Savaşta Yenilmedik Ama...

Mahmut Dikerdem bir kitabında bir zamanlar İngilterenin sömürgesi altında olan Afriraka burjuvasının törenlerindeki İngiliz izlerini anlatırken şöyle diyor “Sömürgeci beyaz adamın etkisi Afrika Burjuvazisinin yaşamına derinliğine girmişti. Afrikalıyı bir köle gibi kullanırken öte yandan da ona kendisini tek değer ölçüsü, erişilmesi gereken ideal olarak kabul ettirmesini bilmişti.”

Bizde de kültürel bir sömürü var. Biz belki tarih boyunca hiçbir zaman bir ülkenin sömürgesi olmadık ama günümüzde psikolojik ve sosyal açıdan sömürülüyoruz. Sıcak savaşlarla korumak için binlerce can verdiğimiz değer ve kültürümüzü soğuk savaşta gümüş tepsiler içinde kendi ellerimizle başkalarına sunmak ne acı.

Yorum (0) Yorum yaz!

Hayatı Click'lemek

 

 

Dün gece CD den ‘Click’ isimli bir film izledik daha öncede bu filmi izlemiştim ve filmin konusundan çok etkilenmiştim.

Film terfi etmek amacıyla gecesini gündüzüne katarak çalışan bu arada ailesine gerekli ilgiyi göstermeyen bir mimar   hayatını konu alıyor. Tabi sıradan bir hayat değil mimar Michael’ın ki… Michael ancak terfi edip çalıştığı şirkete ortak olduğu zaman  herşeyin yoluna gireceğini, kendisi ve ailesi için gerekli zamanı ayırabileceğini düşünüyor ve bunu sağlamak için sürekli ‘bugün’den feragatta bulunuyor. Aslında eksik bıraktığı sadece kendi yaşamı değil eşinin, çocuklarının ve anne-babasının yaşamlarını da eksik bırakıyor. Ama bu eksik bırakmaların bedelini hayatındaki en önemli insanları kaybederek ödemek zorunda kalıyor.

Michael, terfi ederek şirket ortağı olmak için geceli gündüzlü çalışırken Morty ismindeki yeni tanıştığı biri ona hayatını programlayabileceği bir kumada hediye eder. Michael önceleri kumandayı köpeğini susturmak, ilgisizliğinden şikayet eden eşinin tartışırken sesini kısmak ve tartışma anını yaşamamak veya hastalandığında hastalık dönemini yaşamamak  için zamanı ileriye almak, anne-babası, eşi ve çocukları ile geçireceği bir akşam yemeğinden kurtulmak için kendini kopyalayarak çalışmaya devam etmek için kullanıyordu.  Tabi bu arada evrensel kumanda onun atlamak için programladığı herşeyi hafızasına aldığından hayatında tekrar bu gibi durumlarla karşılaştığında hep kötü dönemi atlattığı ve olmak istediği döneme getiriyordu zamanı. Örneğin eşi ile tartışmaya başladığında kumanda devreye giriyor ve tartışmanın bittiği ve barıştıkları zamana getiriyordu yaşamını. İlk önceleri bu Micheal için mükemmel bir durum olsada Morty’nin tüm uyarılarına rağmen kumandayla yaşamını terfi ettiği ‘an’a alması işleri karıştırmaya başlar.  

Micheal terfisinin 3 ay süreceğini planlamıştı ve 3 aylık süreci yaşamasada hiçbirşey kaçırmayacağını düşünüyordu hatta bir çok kötü an’ı da yaşamayacağını… Ancak terfisi tahmin ettiğinden daha uzun sürdüğü için 1 yıllık bir zaman dilimini yaşamamıştı. 1 yıl sonrasında kendisini terfisini kutlama partisinde bulduğunda herşey yolunda gibi görünüyordu ancak zamanla bir yılda nelerin değiştiği ortaya çıkmaya başladı. Artık sorunların iyice arttığı ve evlilik danışmanına başvurularak zoraki yürüyen bir evliliği ve çizgifilm çağlarını kaçırdığı çocukları vardı. Ailesi ile iletişimleri ve paylaşımları iyice zayıflamıştı.

Micheal hayatı iyi ve kötü yönleri ile yaşamak gerektiğini o an almamıştı ama artık kumandadan kurtulmak mümkün değildi. Kumandayla yanlış tercihlerde bulunduğu ve kumanda bunları hafızasına aldığı için artık yanlış tercihlerini her yeni durumda otamatik olarak tekrarlamaktaydı. Artık kumanda Michael’in hayatını programlamaktaydı. Michael’in 2. Terfisininde otomatik olarak gerçekleşmesi ve yaşamınn 15 yıl ileriye alınması herşeyi içinden daha da çıkılmaz bir hale getirmişti. Artık çok sevdiği eşi başka birine aitti. Çocukları birer yetişkin olmuştu ve Micheal onların bu çağa gelene kadarki hiçbir anısına sahip değildi. Anne ve babası oldukça yaşlanmıştı. Micheal artık hayal ettiği gibi çok zengindi ama hayal edemeyeceği kadar da yanlızdı.

Babası vefat etmişti onu son bir kez görememiş doya doya sarılamamıştı. Onu son gördüğü anı hatırlamak istediğinde ve kumandayı o an’a programladığında, babasının onunla çıkmak istediği bir akşam yemeği teklifini geri çevirdiği ve onu sözleri ile incittiği bir sahne ile karşılaştı. Bunların hiçbirini hatırlamıyor çünkü hayatını ileri bir tarihe programladığında geçen zamanı onun yerine bir makikeneden farksız kopyası yaşıyordu.

 

Kumanda Micheal hayatını programlamaya devam ederken Onu son olarak kendini oğlunun düğün anına getirir. Micheal kimin düğününde bulunduğunun farkında bile değildir. Oğlunu nikah masasında gördüğünde düğün merasiminin kime ait olduğunu anlayabilir. Düğünde kızının annesinin yeni eşine baba dediğini duyduğu anda kalbi buna dayanamaz ve kendini hastanede bulur.

Hastanede eski eşi ve çocukları başındadır. Konuşma içerisinde oğlunun iş yoğunluğunundan dolayı balayı programını iptal ettiğini öğrenir. Oğlunu hayatını ertelemesi ve sevdikleriyle yeterince vakit geçirmesi için uyarmanın son vazifesi olduğunu düşünerek yatağından kalkar ve oğluna koşar.

Hayatta bazen yaşanılması çok zor anları yaşamak zorunda kalırız. Ama hayat acısı ve tatlısı ile yaşamaya değer. Acı anlarında bize vermek istediği mesajlar vardır onları yaşamak istemez yaşadığımızda sadece olumsuzluklara odaklanırsak bize verilmek istenen mesajı alamayız.  

Aslında hepimizin elinde bir evrensel kumanda var ve hayatımızı bir şekilde programlıyoruz. O dönemde yaşanılması gerekli şeyleri başka tarihlere atıyoruz. Mutlu olmak hayatımıza değer katan insanlara vakit ayırmak için hep bişeylerin düzelmesini bekliyoruz. Kendimize hayatımızdaki bişeyleri yoluna koyarken idealimizdeki günlere ulaşacağımız tarihlere kendimizi odaklarken yıllar akıp gidiyor. Sonra kendimize gelip nerde olduğumuza baktığımızda yanımızda olması gerekenleri göremiyoruz yada onları değişmiş buluyoruz zamanında yaşanmamış ertelenmiş şeylerin artık yaşanamayacağını vaktinin geçtiğini anlıyoruz. Ama zamanı geriye almak herşeye yeniden başlamak artık çok geç kalınmış oluyor.

                     19.03.2008  

Yorum (1) Yorum yaz!

İŞTE BU KADAR İLKELi(!) B BİR TOPLUMUZ

Bu sabah gazete okurken ilginç bir tablo ile karşılaştım. Gazetenin bir sayfasının yarısında başörtüsünü tiye alan karikatürler vardı diğer yarısında ünlü bir markanın başörtüsü reklamı… Hem tiye alnıyor hem de yarım sayfa reklamı yapılıyor gerçekten ilginç bir tablo oluşmuştu. İş reklam yapıp para kazanmaya gelince ilkeler buhar olup uçuyor sanırım J

 

İŞTE BU KADAR İLKELi(!) B BİR TOPLUMUZ

Yorum (6) Yorum yaz!

Fıkra Arası :)

Çok hoşuma gitti bu fıkra J Ne yalan söyleyeyim kadın güzel bir yöntem bulmuş işe yaradı mı acaba J

Kulağıma Küpe Olsun :)
 Kuyumcuya giren kadın ;

'Şu nikah yüzüğümü kesip bana bir çift küpe yapar mısınız?' diye sormuş.

Kuyumcu yüzüğü eline alıp bakmış, yüzüğün üstünde 'Seni seviyorum' yazıyormuş.

Kuyumcu ;'Hanımefendi, neden bu yüzüğü kestirmek istiyorsunuz? Belli ki bir hatırası var' diye sormuş.

Kadın ;
'Bu benim nikah yüzüğüm. Kocamdan ayrıldım. Şimdi
küpe istiyorum. 'Seni' kelimesi küpenin bir tanesinde, 'seviyorum'kelimesi de diğerinde olsun.'

Kuyumcu yine sormuş 'Neden acaba?'

Kadın 'İleride böyle cümlelerin bir kulağımdan girip diğerinden çıkacağını göstermek için.

 

------------------------------------------------------------------------------------------

 

Karikoca kahvalti yaparken kadin bir anda elindeki tavayi kocasinin kafasina gecirir. Ne oldugunu anlamayan kocasi saskinlikla , neden vurdugunu sorar.
Kadin:
- Dün pantalonunu yikarken cebinde ,üstünde "Cigdem" yazan bir kagit buldum.
Bunun üzerine kocasi :
-Karicim o gecen gün üzerine bahis oynadigimiz atin ismiydi, der.
İki gün sonra yine kahvaltida bu sefer daha büyük bir tava ile kocasinin kafasina öyle bir vurur ki, koca bir kac dakika kendini bilmeden masa üstünde yatakalir. Ayilinca karisina yine durumu sorar :
kadin :
- Dün ,senin "at" aradi !...

Yorum (6) Yorum yaz!

Heybeliada Gezisi

Hafta sonu Heybeliadaya gittik. Daha önce kardeşimin ve arkadaşları birkaç kez gitmişlerdi ama onlar çok erken saatte gittikleri ve ben uykuma yenik düştüğüm için gidememiştim. Tabi hep uyandığımda pişman oluyordum J Sabah’ın  06’sında da kalkılıp gidilmez ki ama J

Bu kez  akşam iptal edip sabah aniden gitmeye karar verdiğimizden gidiş saatimizde uygun oldu bende katılabildim onlara. Heybeli Ada’ya gittik ve ben daha önce uykuma yenik düşüp onlara katılmadığım için çok pişman oldum L

Gerçekten muhteşem insana huzur veren yerler. Vapur yolculuğuda ayrı keyifliydi biraz üşümemiz dışındaJ Vapurun takip edip atılan simitlerden bir parçasını kapmak için çaba gösteren martıları izlemekte farklı bir zevkti. Bir ara onları izlemeye öyle bir dalmışım ki kardeşimin ‘Aslı Martılarla transa geçti’ sözü ile irkildim. Onları izlerken kafamdan herşey silinmiş. Beyninizin bir süre içinde olsa tamamen boşalması  gerçekten çok rahatlatıcı.

Martıları izlerken bazı martıların atılan simitleri kapmaya uğraşmak yerine bir başka martının ağzına aldığı parçayı ondan almaya çalıştıklarını farkettim. Martılarında fırsatçıları olduğunu düşündüm, kendime kendime tebessüm ettim. Diğer martının ağzından simit parçası almaya harcadığı eforu vapurdan atılanları kapmaya çalışsa belki de daha kolay doyuracak karnını. Ama bazı insanlar gibi bazı martılar içinde başkalarının sırtından geçinmek daha kolay geliyor demek ki.

Eski tip ahşap konaklar,  lüks beton yığınınlarından her zaman bana daha güzel ve asil bir o kadarda mütevazi gelmiştir.  Adada bu tip evlerden oldukça fazla var böyle bir mekanda dolaşmak gerçekten keyif ve huzur vericiydi.

 

Yorum (1) Yorum yaz!

Metaryalizm'in Çarkları

 

Bazen kendimi materyalist sistemin çarkları arasına sıkışmış can çekişiyor gibi hissediyorum. Öyle bir kuşatılmışsız ki çıkmak istesek de bir yol bulup çıkamıyoruz. Kurtulma ümidimiz kalmadığından mıdır bilinmez kabullenmişiz insani değerleri gözardı eden sistemleri , hatta  bu sistemin çarklarını kendimiz çevirmeye başlamışız. Durup düşünecek vakit bulamamak hoşumuza gider olmuş belki de vicdanlarımızdan yükselen iniltilerden ancak bu şekilde kaçabildiğimizden…

Bu metaryalist sistemden hep şikayetçiydim ama üretim sektöründe çalışmaya başladığımdan bu yana sistemin acı tablosuna hergün izlemek zorunda kalmak daha da rahatsız edici olmaya başladı. Hatta izlemeninde ötesinde çarkın turu tamamlamasına katkıda bulunmak…

İşçilerimiz normal mesailerinin dışında yoğun bir şekilde ekstra  mesai yapmak zorunda kalıyorlar. Yolda kaybettikleri zamanıda düşünürsek evlerini sadece otel gibi kullanıyorlar. Sürekli bu çalışma temposu içindeler… Mesaiye gelmeme gibi bir lüksleri(!) de olamıyor. ‘Sen kalmazsan kalan birileri bulunur’ tehdidini ile yaşamak zorunda bırakılıyorlar. Sonuçta makine gibi programlanıp çalışan muhakeme edemeyen makineleşmiş  bir grup insan çıkıyor karşınıza… İnsanlara düşünmek  için fırsat verilmiyor ki muhakeme kabileyetleri gelişsin. Olanında zamanla köreliyor zaten. İnsanları makine gibi gören bir sistemin ürünleri başka ne olabilir ki!

Şirket sahipleri açısından düşünüldüğünde onlarında kendince haklı sebepleri var  tabiki. İşletmenin devamlılığını düşük maliyetlerle sağlamak zorundalar. Dedim ya öyle bir sıkışmısşız ki bu çarkların arasında ortada haklı da yok haksız da. Bir yerde haklı ve haksız ayırt edilemez hale gelmişse orada durum gerçekten çok vahim demektir. Ne yazık ki  bu vahim durum yıllardır bizleri kuşatmış durumda, içimizi kemirmeye devam ediyor.

27.02.2008

Yorum (3) Yorum yaz!

Hataların verdiği pişmanlıkta engelmiş yolunda...

 

Hatalar Kadar Hataların Verdiği Pişmanlıkta Engelmiş Yolunda!

Uzun zamandır bloğumla ilgilenmiyorum. Bu ilgisizliğimin işlerimin çok yoğun olmasından kaynaklandığını  düşünüyordum bugüne dek. Bugün uzun zamandır yapmadığım şeyi yaptım ve kendimle yüzleştim. Bloğumla ilgilenmiyorum çünkü yazı yazamıyorum, yazamıyorum çünkü son zamanlarda savunmuş inanmış olduğum beni ben yapan çizgimin dışına çıkacak eylemlerim oldu. Birçoğu benim dışımda gelişmiş kendimi içinde bulduğum şeyler olsada bunları öngörebilirdim. Yazamıyordum çünkü çizgimin dışına çıkmıştım çizgisinin dışına çıkmış bir insan nasıl halen çizgisindeymiş gibi yazabilir ki! Kalemi her elime aldığımda hatalarım film şeridi gibi gözlerimin önüne geliyor çizgimin dışına çıkmış olmak, verdiğim sözlerin arkasında duramıyor olmak içimi kanatıyordu. Ama bunu kendime bile itiraf edemiyordum. “Bugün ilham gelmiyor” diye kaçamak bir bahanenin ardına sığınıp kendimi kandırmak daha kolay geliyordu.

Hata yaptığımda kendimi affetmem başkalarını affetmekten hep daha zor gelmiştir. Belki de kendi kendimle yüzleşmemim kolay olmadığından…

“Ben bu hataları yaptım artık yürüdüğüm çizginin gereklerini hararetle savunmaya hakkım yok” mantığı ile bakıp değerlerinden kaçmakla da yanlışmış. Bu kez iyice uzaklaşıyorsun çizginden taviz tavizi doğuruyor. İnsan üzerinde konuştukça gündemde tuttukça daha da kuvvetli bir bağ oluşuyor sanki değerleri ile…

Hatasız yaratılmadık hatalarımız olacak elbette hatalarımızdan dolayı da kendimizi affetmeyi de öğrenmemiz gerekiyormuş. Aksi halde büsbütün yabancılaşıyor insan kendine… Sezai Karakoç’un ‘Diriliş Muştusu’ adlı eserindeki ‘Dirilişi Muştulamak’ kavramını şimdi daha iyi anlıyorum. Herşeye rağmen çizgini korumak yüreğinde hep bir ateş olacak, onu daima canlı ve taze tutacaksın… Aslında hatalar kadar hataların verdiği pişmanlıkta yolunda bir engelmiş, pişmanlık içinde boğulup kayboluyorsan eğer… Kendini affetmeyi ve kaldığı yerden devam etmeyi de bilmeliymiş insan…

Aslıhanca

 24.02.2008

 

 

Yorum (5) Yorum yaz!

Sevgi Kişiler ile mi alakalı konumlar ile mi?

 

 

Sevgi Kişiler ile mi alakalı konumlar ile mi?

 

Msn de bir arkadaşımla sohbet ederken aramızda ilginç bir diyalog gelişti. Konu ‘sevgi’den açıldı. Aramızda geçen diyaloğun bana düşündürdükleri ile ilgili bir yazı yazmayı düşündüm ama sonra diyaloğu aynen kopyalamaya karar verdim.

 

Sevginin kişiler ile mi yoksa kişilerin doldurdukları konumlar ile mi alakalı olduğunu tartıştığım arkadaşımla aramda geçen diyalog;

 

E:

sevgi geneldir ya bir çiçeği sevmen bir hayvanı sevmen için birini sevmen gerekmez

              αѕℓıнαη        :

tabiki bişeyleri sevmen için birini sevmen gerekmez

              αѕℓıнαη        :

insan çiçekleri sever, doğayı, hayvanları…

              αѕℓıнαη        :

ama birini sevmek özel ve farklı bişey

              αѕℓıнαη        :

birini sevdiğinde hayat daha kolay görünüyor daha tozpembe ve daha güzel o zaman herşeyi daha çok seviyorsun

E:

hayatı kolaylaştırmak ve toz pembe görmek için

ihtiyaçların bunlar mı

              αѕℓıнαη        :

J

E:

hayatın ne si zor mesela evli olduğunu görsek ne daha kolay olacak perdeleri takmaktan mı yırtmayı planlıyorsun

              αѕℓıнαη        :

ben evli olmaktan bahsetmiyorum

              αѕℓıнαη        :

birini sevmekten bahsediyorum

              αѕℓıнαη        :

Karşılaştığın zorlukların üstesinden daha kolay geliyorsun yada o zorluklar gözünde büyümüyor

              αѕℓıнαη        :

bu hayatı kolaylaştırmak için bir ihtiyaç değil

              αѕℓıнαη        :

o açıdan düşünmedim sadece o dönemde hissettiklerinden bahsettim

              αѕℓıнαη        :

ama hayatında birinin olması tabi ki bir noktada bir ihtiyaç oluyor

              αѕℓıнαη        :

allah dururken çift yaratmadı

E:

bence özel sevmek diye bişi yok

              αѕℓıнαη        :

nasıl özel sevmek

E:

sevmek bir nesne yada kişide odaklanmıyor

              αѕℓıнαη        :

sevgi evrenseldir zaten

              αѕℓıнαη        :

ama hayatında özel insanlar ve özel şeyler vardır

E:

senin kast ettiğin ne

              αѕℓıнαη        :

sen eşini sıradan bir arkadaşın gibi mi seviyorsun

              αѕℓıнαη        :

ben sevgideki derecelerden bahsediyorum

              αѕℓıнαη        :

sevgiyi sadece bi yere kanalize etmekten değil

              αѕℓıнαη        :

sen hiç hayatında birinin boşluğunu hissetmedin mi

E:

evet

E:

boşluk

E:

doğrudur

E:

ancak tek kişi her boşluğu dolduramaz

E:

anne baba arkadaş bunlar ayrı boşluklar oluyor

              αѕℓıнαη        :

zaten o boşluğu dolduran kişinin kendisi değil konumu

              αѕℓıнαη        :

söylediğin gibi

              αѕℓıнαη        :

anne boşluğu kişi ile ilgili değil

              αѕℓıнαη        :

annelik konumu ile ilgili

              αѕℓıнαη        :

babalık konumu dostluk konumu sevgili konumu

              αѕℓıнαη        :

dost konumu

              αѕℓıнαη        :

burada önemli olan kişiler değil konumları

E:

EVET

 

              αѕℓıнαη        :

aynı şeylerden bahsediyoruz değil mi aslında

              αѕℓıнαη        :

ama ilk başta çatışıyormuşuz gibi göründü

              αѕℓıнαη        :

farklı dilleri kullanmak bu sanırım

E:

J

              αѕℓıнαη        :

peki sence kişiye özel bir durum olur mu

              αѕℓıнαη        :

konumlar dedikya

              αѕℓıнαη        :

kişiye özel bi durum olur mu

E:

izafiyet teorisini bilir misin

              αѕℓıнαη        :