Aslıhanın Açısından

22/10/2009 - Mor Olmak İstiyorum!

Kategori: kalemimden


Ne mavi kadar soğuk ne kırmızı kadar yakıcı
Ne kırmızı kadar atak ne mavi kadar durgun
Ne mavi kadar dingin ne kırmızı kadar heyecanlı
Ne kırmızı kadar güçlü ne de mavi kadar kabul edici olmak istiyorum
Mor olmak istiyorum
Sıcakla soğuğu aynı anda içimde barındırmak
Ataklıklığımın içinde durgunluğun, durgunluğun içinde ataklıklığımın izlerini taşımak
Heyecanımın içinde bir dinginlik, dingiliğim içinde bir heyecan olsun
Kabullenişlerimde güç, gücümde kabulleniş olsun istiyorum
Dengenin asaletini yaşamak…
Bazen kırmızıya yakın daha sıcak, daha enerjik daha güçlü bir mor
Bazen maviye yakın daha soğuk, daha dingin daha kabullenmiş bir mor olmak…
Ne asla tam kırmızı ne de asla tam mavi…

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

22/10/2009 - Sabah Sabah Beyin Cimnastiği

Kategori: Sizlere




Sabah Sabah Beyin Cimnastiği

Facebooktan bir arkadaşımın yazdığı kişisel ileti ile ilgili aramızda geçen diyaloğu paylaşmak istiyorum. Belki sizler de ilavelerde bulunarak zihinlerimizi zenginleştirmeye katkıda bulunmak isteyeceksiniz.

Rasim Acar "Mantıkları ile hareket eden insanlar, şayet mantıklarından daha akıllı değiller ise, mantıklarının esiri olurlar."

Aslıhan Yıldırım

Bişeyleri dengede tutamazsak hep birşeylerin esiri oluyoruz... Bazen mantığımızın bazen duygularımızın, bazen metafiziğin bazen metaryalizmin...

 

Ahu Yıldırım

insan kendi mantığından daha akıllı nasıl olur.bunu açıklarmısınız

 

Aslıhan Yıldırım

Akıl, duyu organlarının sağladığı materyali algılayan, teşhis eden, zihne bütünleştiren veya böyle bir süreçle zihinde üretilmiş kavramları bilincin kullanımına getiren yetenektir.

 

Mantık ise var olan kabulleri/öngörüleri yorumlayarak sonuçlar çıkarabilme yeteneğidir.

Yani akıl elinde olanların dışında çözüm ve fikir üretebilmek, mantık ise bu çözümleri yorumlayabilmek ve sorgulayabilmektir.

Eğer siz mantığınızdan akıllı olamazsanız daha önceden kabul görmüş/öngörülmüş şeylerin sınırlarını aşamazsınız. Varolanla yetinirsiniz ki varolan yanlışta olabilir. Bir zamanlar yanlış kabuller de yapılmış olabilir. Bilimin daha önce doğru kabul ettiği ancak yıllar sonra yanlış olduklarını açıkladıkları doğrulara akılla ulaşılmıştır.... Devamı

Akıl mantığın çıkarımlarını da sorugular... Tabi kullanabildiğiniz ölçüde...

 

Rasim Acar

Aslıhan ağzına sağlık.

Ahu Hanım,
Mantık; algılarımızla alakalı değişkenlik gösterebilir Akıl ise; mantığında içinde bulunduğu çok farklı değişkenlerin bir arada muhakeme yolu ve deneyimlemelerden beslenen bir sistematiğin ürünlerini sunar bizlere. mantık algılar ve diğer değişkenlerin etkisiyle bugun mantığıma böyle uydu, yarın ise tam uç noktayı bugün mantığıma böyle uydu diyebiliriz. bu konu daha üzerinde onlarca örnek olay üzerinden çıkarsamalar ile tartışılabilecek bir konu bu panoda bunu yapamayız. ama en azından zihninizde bu konuyla alakalı bir çağrışım yaptırabildiğimizi düşünüyorum.

 

Ahu Yıldırım

Açıklamalarınız çok aydınlatıcı oldu.

 

Aslıhan Yıldırım

Sabah sabah güzel bir beyin cimnastiği oldu. Teşekkürler Rasim Bey teziniz için ve Ahu Hamın sorgulamanız için.

 

Rasim Acar

Tesekkurler arkadaslar. Bu arada bu soz bana ait bir tez degil degerli dusunur Bernard Shaw a ait bir sozdur. Benimsedigim siar edindigim bir sozdur aliniza saglik arkadadlar

 

Sorgulayan ve Sorgulatanlara, ‘Düşünüyorsam Varım’ı unutturmayanlara teşekkürler…

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/9/2009 - Öze Dönüş

Kategori: kalemimden


Yaşadıklarını hak etmediğini düşünüyor yüreğini kaplamış öfke bedeninde dolaşan kan ile birlikte bendenin en ücra köşesindeki hücrelere kadar yayılıyordu sanki. Öfkesi tüm benliğini kapladıkça adımları hızlanıyor etrafındaki hiç bir şeyi ve hiç kimseyi umursamadan yürüyordu. Beyninde binlerce ses yankılanıyordu, bu sesleri susturamadıkça öfkesi katlanıyordu.

Yüzüne doğru esen biraz şiddetli ılık bir rüzgarla irkildi. Rüzgarın etkisiyle gözlerini kapatmıştı adımları yavaşlamıştı. Durdu ve gözlerini hiç açmadan rüzgarın bedenindeki dansını, saçlarının içindeki gizemli hareketlerini hissetti. Sanki kulağına ahenkli huzur veren bir melodi fısıldıyordu. Son baharın içinde hüzün barındıran huzurlu kokusunu kendisine teslim olmuş ahenkle savrulan kurumuş yaprakların arasında dolaştırıyordu. Yüreğindeki öfkenin hücrelerinden yavaş yavaş çekilip rüzgara karıştığını hissetti. Gözlerini açtı dağılan bulutlardan yüzünü gösteren güneşe baktı iliklerine kadar hissediyordu sararmış yaprakların arasından sızan güneş ışınlarını. Yaşlı çınara dayandı gözlerini kapattı sanki yaşlı çınar onu tüm şefkati ve bilge bir edasıyla kucaklıyordu.

Hiçbir anı bu kadar derinden yaşamamıştı. Tüm duyularıyla aynı anda algılıyordu evreni ; görüyor duyuyor dokunuyor kokluyor hissediyordu. Herşey farklı ama ahenkli bir bütündü. Dünyanın hareketini bile hissediyordu sanki. Tüm evren bir bütün olmuştu kendisi de bu bütünün bir parçaydı… Ağaç olmuştu, çiçek olmuştu, rüzgar olmuştu, dünya olmuştu…

Biraz önce tüm hücrelerinde hissettiği öfkenin yerini tarifi imkansız bir huzur almıştı. Nasıl bu kadar kör, sağır, dokunmadan hissetmeden yaşamamıştı ki bu zamana kadar hiç bu bütünlüğü yaşayamamıştı. Sadece görmüştü ama duymamıştı dokunmuştu ama hissetmemişti. Hiçbir zaman tüm duyuları ile algılamamıştı… Benliğini körelten sağırlaştıran hissizleştiren şeylerden sıyrılamamıştı… Hiç özünü hissedememişti…

Ne çok şey kaybetmişti şuana dek. Düşündü; her anı tüm benliğin ile hissederek yaşamalı. Evrensel sevgiyi bir ağaçta, medil satan bir çocuğun hüzünlü gözlerinde, yaşlı bir teyzenin yılların izlerini taşıyan yüzünde görerek, rüzgarın, dalgaların, kuşların sesinde duyarak, yağmur damlalarının yüzüne dokunuşunu, baharın kokusunu hissederek…

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/9/2009 - Müjde (?) 2 Milyar Doları Çöpe Atıyoruz...

Kategori: Sizlere


İnsalar kışın doğal gaz faturaları altında ezilip alternatif ısınma yöntemlerini kullanırken tüketim düştüğünden İrandan almadığımız gaz için 2 milyar dolar vercekmişiz. Kendi halkının cebinden yontanlar bu ihmalin hesabını nasıl verecek merak ediyorum.

Verme gereği duyacaklarını da pek sanmıyorum. Aslında bu olayın nasıl sansasyon yaratmadığını da düşünmeden edemiyorum.

Sanırım biz her türlü ihmali her türlü düzenbazlığı çok kolay kabullenen ya da anlık cılız tepkiler verip sonra unutan bir milletiz. Hal böyle olunca sırtına semer vuran çok oluyor tabi...


İşte son dakika haberi

http://www.milliyet.com.tr/Ekonomi/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&KategoriID=11&ArticleID=1135096&Date=03.09.2009&b=Alinmayan%20gaza%202%20milyar%20dolar
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/8/2009 - Söylese Kapitalist Düzenin Çocuğu

Kategori: kalemimden



Gerçekten aşık olabilir misin sen?

Nefesimi hissedecek kadar yakın karşımda durduğunda kalbin sevginin büyüklüğü ile coşabilir mi?

Dokunmadan gözlerime bakarken tüm dünya sadece ikimizin etrafında dönüyormuş gibi hissedebilir misin? Gözlerimde kaybolabilir misin? O an sen ve ben değil, ben de sen, sen de ben olduğunu görebilir misin?

Saçlarıma, tenime, dudaklarıma dokunduğunda parmak uçlarından aşkının enerjisini kalbinden kalbime akıtabilir misin?

Söylesene kapitalist sistemin çocuğu, hesaplamadan programlamadan tüm benliğinle sevebilir misin?

Yoksa senin için aşk masallara, romanlara hapsolmuş bir duygu mudur?

Ferhat’ın dağları deldiği gibi sen birisi için içinde inşa ettiğin setleri delebilir salt seni gün ışığına çıkarabilir ruhunun ve bedenin en ücra köşesinde hissederek sevebilir misin?

Mecnunun çöllerde Leyla’ya susadığı gibi sen korkmadan hesaplamadan aşkı yaşarken bile aşka susayabilir misin?

Yoksa senin yapılacak daha önemli işlerin mi var? Hedeflerin, hesapların, programların… Hesapta olmadan gelen şeylerden korkar mısın?

Riski düşük sonu belli olan şeyleri mi seversin?

Söylese kapitalist düzenin hesapçı çocuğu, aşk denizinde yüzmek gibi hesaplanmayan, planlanamayan sonu belli olmayan büyük bir riskler sana göre değil midir?

 

Aslıhanca…

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/5/2009 - İçİnDeKi ÇoCuĞu...

Kategori: kalemimden

Kitap eleştirilerinden sonra ilk yazdığım denemeydi bu yazı bugün internette dolaşırken rastladım bazı sitelerde yazıma yer verilmiş gerçi bana ait olduğu belirtilmemiş ama yinede birilerinin beğenip yayınlaması hoşuma gitti:)

 

 

İÇİNDEKİ ÇOCUĞU GÖREBİLİYORUM

 

İçindeki çocuğu görebiliyorum! Herkesten köşe bucak kaçırdığın, zırhlar içine hapsettiğin çocuğu…

 

Biraz ürkek biraz da kırılgan belki ama senin tahmin edebileceğinden daha cesur daha dayanıklı… Her çocuk kadar heyecanlı… Kimseyi umursamadan doyasıya gülmek, ağlamak isteyen bir çocuk... ‘Toz pembe’ hayallerinin peşindeki küçük çocuğu görebiliyorum…Ve senin o ‘toz pembe’ hayallerin önünde yükselttiğin adına ‘gerçekler’ dediğin duvarları da…

 

Zırhlar içine hapsetmişsin Onu… “Her şey seni korumak için” diyorsun… Korkularını Ona bile itiraf edemiyorsun…

 

Biliyorsun aslında çocukların düşe kalka büyüyeceğini… Düşmesinden çok düştüğü zaman çevrendekilerin beyninde onunla ilgili oluşabilecek düşüncelerden korkuyorsun… Güçsüz ve zayıf algılanmaktan…

 

Onun heyecanından… Hiç kimseyi ve hiçbir şeyi düşünmeden senin gibi hesaplar yapmadan hareket etmesinden korkuyorsun… Onun sana hakim olmasından senin yönetmesinden…Evet sen içindeki küçük bir çocuktan korkuyorsun!

 

Hesapsızca sevmesinden ve buna rağmen hesapsızca sevilmemesinden… Sonucunda yaralanmasından ‘gerçeklerle’ yüzleşmesinden… Yüzleştiği her gerçekle biraz daha büyümesinden ve yavaş yavaş sana benzemeye başlamasından korkuyorsun…

 

Haklısın Ona izin verirsen belki çok kırılacak ve kapanmaz yaralar alacak ama kim bilir belki de senin hayatta göremediğin şeyleri o görecek, keşfedemediklerini o keşfedecek, senin yakalayamadığını o yakalayacak…

 

Adalet ve dürüstlük timsali! Onu içindeki ukdelerle yaşamaya mahkum ederek en büyük adaletsizliği ‘içindeki çocuğa’ yapıyorsun. “Her şey seni korumak” diyerek en büyük yalanı O’na söylüyorsun…Her şeyin olduğu gibi ‘adalet’ ve ‘dürüstlüğün’ de kişinin ilk önce kendi içinde başlaması gerekmiyor mu?

 

İçindeki çocuğu görebiliyorum! Göz bebeklerinin uçsuz bucaksız karanlığında küçük bir ışık gibi heyecanlı ve heyecan verici… Ve merak ediyorum O’nu hapsetmeye iten nedenlerini… Seni büyüten nedenleri…

 

 

Aslıhan Yıldırım

 

Yorum (12) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/5/2009 - HaYaT SeÇiMLeRDeN...

Kategori: kalemimden

 

 

 “Hayat Seçimlerden ibarettir.” Kaç yaşımda olduğumu hatırlamıyorum ama izlediğim bir filmde karşılaşmıştım bu tabirle… Bir öğretmenin fakir bir muhitten gelen öğrencilerinin isyanlarını dindirmek için gösterdiği çabayı konu alan bir filmdi. Filmin ismini bile hatırlayamıyorum şuan… Tek hatırladığım öğretmenin bu sloganı ‘Hayat Seçimlerden İbarettir’

 

Hayat seçimlerden mi ibarettir gerçekten… Seçim yapmak alternatifler arasından bir tercihte bulunmak demektir. Bu açıdan bakıldığında aslında karşılaştığımız her olayda, kendimizi içinde bulduğumuz her koşulda önümüzde en az iki seçenek oluyor ve biz birini tercih ediyoruz. Bazen ‘başka seçeneğim yoktu’ gibi bir tabir kullandığımız zamanlarda oluyor belki. Kendimizi köşeye sıkışmış gibi hissettiğimiz seçtiğimizi tercihe zorlanmış gibi hissettiğimiz anlar… Kendi isteklerimiz, hedeflerimiz veya beklentilerimiz doğrultusunda hiçbir seçeneğimizin olmadığı koşullarla da karşılaşıyoruz ve belki de kötünün en iyisini tercih etmek durumda kalıyoruz… Sonuçta yinede bir seçim yapmış oluyoruz… Aslında hiçbirinin tercihimiz olmadığı seçimlerimizden sonra yeni bir seçim yapmak durumdayız. Ya seçimimizle barışık yaşamayı tercih edeceğiz onu kabulleneceğiz ya da onunla sürekli çatışma halinde olacak, onu zorla kabul ettiğimizi sürekli anımsayarak yaşayacak ve isyan edeceğiz.

 

Aslında seçimin perde arkası da çok önemli. Seçim aşmasına nasıl geldik? Sadece ‘an’a bakarak bir değerlendirme yapamayız. Bizim irademiz dışında bize sunulan seçenekler arasında bir tercih yapıyormuşuz gibi hissederiz genellikle. Aslında birazda kendimiz hazırlıyoruz seçeneklerimizi, her seçimimiz ileride oluşacak bir seçeneğin temelini oluşturuyor. İçinde bulunduğumuz durumu sorgularken birazda önceki seçimlerimizin izlerini görmeye çalışmakta fayda var.

 

Her şey sadece bizim seçimlerimizin sonucu mu? Hayır… Bir arkadaşım ne üzerine olduğunu hatırlamıyorum ama bana ‘Hayat insanın insana takdiridir’ demişti. Onu şimdi daha iyi anlıyorum. Birileri bir şekilde biz istesek de istemesek de yaşamımıza giriyor ya da doğumumuzdan beri yaşamımızın bir parçası oluyor. Bizi irademiz dışında bir takım seçimlere itebiliyor ve biz de belki birilerini farkında olarak veya olmayarak seçimlere itiyoruz.

 

Hayatımda kendi elimle hazırlamış olduğumu düşündüğüm seçeneklerim de oldu, “neden ben, neden bu aşamaya geldim bunda benim ne gibi bir payım olabilir” diye düşündüğüm seçimlerimde oldu. Sonuçta her zaman önümde iki ayrı seçenek vardı ve ben birini seçtim. Seçimlerim yeni seçeneklerimi doğurdu. Yeni seçimlerim yeni seçeneklerimi doğuracak.

 

Seçeneklerimi zenginleştirebilmek için kendi lehime çevirebilmek için ne yapmalıyım? Bu soruyu sorarak yaşamak gerekiyor. Gözlerimizi etrafımıza çevirmemiz ve bizim için sunulan yeni fırsatları görmeye çalışmamız… Yaşamımıza giren insanların üzerimizdeki etkilerine bilinçli bir şekilde yön vermemiz… Her zaman kötü de olsa yapmış olduğumuz seçimlerle barışık yaşamamız, onların bize öğrettiklerini görmeye çalışmamız ve öğrendiklerimizle yeni seçimlere yelken açmamız… 

 

Aslıhan...

 

 

Not: Zamanında bir seçim yaptım ve bu bloğu oluşturdum. Şimdi burada edindiğim arkadaşlarımın bıraktığı notları okuyarak günüme renk katıyorum... Vakit buldukça bende birilerinin hayatına mesajlarımla renk katmaya çalışıyorum umarım kattığım renkler herkesin sevdiği renktir ve blog yapma seçiminden mutluluk duymasına bir nebze olsun katkı sağlayabiliyorumdur.

 

Hayatıma renk katan tüm blogcu arkadaşlarıma buradan teşekkür ederim:)))

 

 

 

 

 

 

Yorum (17) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/5/2009 - FEMİNİZM’İN BİLİNÇALTI

Kategori: kalemimden

FEMİNİZM’İN BİLİNÇALTI

 

Feminizm temelinde aslında korku vardır… Feminist söylemlerin altındaki bu gizli korkuyu görmek pekâlâ mümkün… Evlikten ve aşktan mümkün olduğunca kaçmaya çalışırlar çünkü bilinçaltlarında hep kadınların zayıf karakterli olduğu düşüncesi vardır… Karşı cinsle olan ilişkilerinin bu zayıflığı ortaya çıkaracağı korkusuyla yaşarlar… Bu bilinçaltı korkusu; saldırgan bir tavırla kendilerini engelleyerek, duygularının önüne set çekerek yaşamaya iter onları… Duygularına yenik düşmek ve zayıflıklarının ortaya çıkacağı endişesini bilinçaltlarından söküp atamazlar bir türlü… Bu düşüncede onları giderek duygusuzlaştırır... Ezilen kadınlar için dolan gözler aslından sadece kendi kaçtıkları gerçekleri(?) içindir…

 

“Evlilik köleliktir, evlenmeyin” diye güçlü bir eda ile nutuklar atarlarken aslında acziyetlerini görmemek için aynada kendi gözlerinin içine bile bakamazlar… Sevgiden, anlayıştan yoksun keskin ve katı cümleler dökülür dudaklarından…

 

Aslında kadınlar sandıkları kadar güçsüz değiller kendileri de öyle… Sadece bu korku onları güçsüzleştiriyor ve bu korkuyu örf pas etme çabaları da komikleştiriyor… Çok basit ve çocukça söylemlerle çıkıyorlar sahneye… Onların “Evlilik köleliktir, evlenmeyin” gibi söylemlerini duyunca kapris ve oyun bozanlık yapıp “Bana ne ben oynamıyorum” diyen çocuklar geliyor aklıma…

 

Bu kadınların öncelikle kendilerini ezilen ve ezilmeye mahkûm bir cins olarak görmekten vazgeçmeleri, bu fikri bilinçaltlarından iyice kazımaları gerekiyor…

 

Gerçekten güçlü kadınlar kendilerinden ve kişiliklerinden emin oldukları için bir şeylerden kaçma ihtiyacı hissetmezler… Duyguların insanı insan yapan unsurlar olduğunu bilirler duygularını gizlemeyi değil onları yönetmeyi öğrenirler… Sorunlara çocukça değil olgunca yaklaşır ve gerçekçi çözümler getirirler…

 

Gerçekten güçlü kadın ne geleneklerin kadınlara yüklediği ağır yükü sırtlanır ne de feminizm amacından saptırılarak büründürüldüğü ‘erkek düşmanlığı’ söylemlerine kapılıp bir şeylerden kaçarlar… Onlar kendilerinden ve güçlerinden emin olan, maskelerin ardına saklamandan savaşan kadınlardır…

 

Kadınlar günlük gülistanlık bir hayat yaşıyor demiyorum… Kadınların yaşadığı sorunlar var elbette üstelik ciddi boyutlarda ama bu sorun kin, nefret dolu objektif değerlendirmelerden yoksun komik söylemler ve teorilerle çözülebilecek bir sorun değildir… Bu tür bir yaklaşım bu sorunları basite indirgemek kadını ve kadın sorunlarını aşağılamaktır…

 

 

 Not: Feminizm aslında terim olarak, kadınların öncülüğünde veya kadınların katılımı ile ortaya çıkan ve kadınların haklarını savunmayı, cinsiyet ayrımından doğan sorunları aşmayı ve bu ayrıma karşı çıkmayı hedefleyen örgütlü faaliyet ve hareketlerin bütünü olarak tanımlanır(1). Ancak birçok kavram gibi ‘feminizm’ kavramı da çarpıtılarak siyasi ve ideolojik emellere alet edilmiştir. Ffeminizm deyince ‘kadın hakları’nın çağrışım yapması gerekirken zamanla ‘erkek düşmanlığı’ akla gelir olmuştur. Erkek düşmanları feminist yazar kategorisinde zikredilmiştir. Yazımda konu ettiğim ‘feminizm’ çarpıtılarak ‘erkek ve evlilik düşmanlığı’na büründürülmüş feminizmdir.

 

(1) www.sosyalsiyaset.com/documents/sozluk_f.htm

Aslıhan Yıldırım

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/4/2009 - Diğer Yırtık Çizmeli Gül Aydın'lara Ne Olacak!

Kategori: Sizlere




Van’ın Ortanca köyünde anasınıfı öğrencisi 6 yaşındaki Gül Aydın’ın tören ayakkabılarını evde unutmasıyla ortaya çıkan “yırtık çizme” görüntüsü, Türkiye’yi ayağa kaldırdı

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, 23 Nisan törenlerinde yırtık lastik çizmesiyle dans eden öğrencinin fotoğrafı nedeniyle duygusal anlar yaşadı.

Gazetedeki haber bu. Hüseyin Çelik Ülkemizde binlerce Gül Aydın olduğunu resmi yeni görünce mi hatırlamış. Gül Aydınlar için ne yapmış. Fotoğraları yayınlanmayan Gül Aydınlara ne olacak. Onlar için kim duygulanacak ne yapılacak?

 

Ne yapılacak ben söyleyeyim. Gazetelerde yeni Gül Aydınları zaman zaman göreceğiz. Bakanlar görünce hatırlayacak sonra yine unutacak. Hayır sever vatandaş görünce hatırlayacak sonra unutacak. Gül Aydın'lar zaman zaman hatırlanıp sonra unutulmuş olarak yaşamlarını devam ettirecekler.

Ne yazık ki tablo bu!

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/3/2009 - GöRDüM DoKuNDuM ve SeVDiM

Gördüm Dokundum ve Sevdim

 

Kitabın arka kapağında şunlar yazıyor

 

“Görmeden aşık olur mu insan, gözümüzle gördüğümüz müdür sevdiğimiz, yoksa ruhuna dokunabildiklerimizi mi severiz? !
Sevilene dokunamayınca, geceler boyu onun hayaliyle ruhunun karanlık koridorlarına dalmaz mı insan... Bir kış günü ateşlere bulanmaz mı...
Yolcu değil miyiz hepimiz, başkalarının hayatlarının yolcuları...
Gece vakti çimenlerin üzerine uzanmış yıldızları seyrederken tüm aşkları yüreklerine aşır bir yolcu, konaklama aykırıdır yolcuya, bir hayalet gibidir ruhları, şeffaftır herkesin içine girip onlardan olabilirler.
Romantik bir yolcunun hikayesi 'gördüm, dokundum... ve sevdim'.
Halim Bahadır senelerdir yaşadığı hayatın satır aralarını yazdı, okurlarının hıçkırıklarını paylaştığı, gülümsemelerini çoğalttı, iklimleri dolaştı kalemiyle, insanların ruhlarına dokundu.
Göremediğimiz hikayeler var elinizdeki kitapta, bir yazarın iç serüveninin yanı sıra arka sokakların sesi geliyor fısıltıyla.”

 

Romantik bir yolcunun hikayesi deniyor kitap için. Bana kalırsa bencil, insanların duygularını hiçe sayan, gerçekten sevmeyi bilmeyen, kadınları sadece cinsel bir obje gibi kullanan bir yolcunun hikayesi…

 

Yine de okunması gereken bir kitap diyorum çünkü sevgisiz ve ilgisiz yetişmiş kız çocuklarının iç dünyasını görebilme şansına ulaşabiliyorsunuz. Çocuğunu saçlarını okşamaktan imtina edinen ebeveynler bir ömür boyu kapanmayacak yaralar açıyorlar onların küçük yüreklerinde… Hep sevgi arayışı içinde yine onların sadece bedenleri ile ilgilenen sevgisiz insanların arasında yavaş yavaş tükeniyorlar. Sevginin peşinde koşarken sevgisizliğin daralan çemberinde boğulup kalıyor…

 

Yazar sevgisiz yetişmiş birkaç kadınla ilişkisini anlatıyor kitabın bazı bölümlerinde. Onların kalplerindeki derin yaraları resmediyor okuyucuya onların derdine bir an için ortak oluyor(?) onları teselli ediyor (?) kendince… Onların acizliklerinden sevgi arayışlarından güven arayışlarından yararlanıyor desek sanırım durumu özetleyen daha uygun bir cümle kurmuş oluruz.

 

Yazarın kızlarına sevgi göstermeyen babalara kızması da bu ne yaman çelişki dedirtecek türden. Kendisinin de küçük kızı var babasının yanında olmasına ihtiyaç duyan onun sevgisine ihtiyaç duyan bir kızı… Ama babası özgürlüğünün(?) peşinde, babaları ilgi göstermemiş kızları teselli(?) etmekle meşgul…

 

Okurken düşündüm bir kadının fiziksel zayıflığından yararlanarak yapılan cinsel istismar tecavüzse ruhsal zayıflığından yararlanarak yapılan istismarda tecavüz sayılmaz mı?

 

Kitaptaki ilginç noktalardan biri de çarşaflı bir bayanın yazara içini döktüğü satırlar. Bayanın eşi kendisini sadece o anki cinsel ihtiyaçlarını gidermek için kadının ihtiyaçlarını düşünmeden kullanıyor ve çok affedersiniz ama bu hayvanlığı da inancı gereği yapıyor. Yanlış kaynaklardan öğrenilen İslam(?) ne kadar da ürkütücü. İslam’ın ortadan kaldırmaya çalıştığı Cahiliye Dönemi Arap gelenekleri ve  Kadına bakış açısı nasıl halen İslam adına yaşatılmaya çalışılıyor anlamak güç gerçekten. “Allah aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır” ayeti aklıma geldi kadının hikayesini okurken. Pisliğin içinde kalmaktan mı hayvanlaştı acaba eşi diye düşünmekten kendimi alamadım…

 

Yazar hayatını özgürce yaşamasına rağmen hiç mutlu olamıyor… Çünkü mutluluk dengede gizlidir, kendi özgürlüğünüz kadar başkalarını özgürlüğüne de duyarlı olduğunuz, kendi ihtiyaçlarınız kadar başkalarınınkine de duyarlı olduğunuz, kendi gururunuz kadar başkalarının gururlarına da duyarlı olduğunuz, sevilmek istediğiniz kadar sevdiğiniz müddetçe… Hayatınızdaki her kavramda her olguda denge kurabildiğiniz kadar mutlu olursunuz…

 

Birine bağlanmak özgürlüğünüzü kısıtlamaz çünkü bağlılık, sadakat gerçek bir sevginin sonucudur. Gerçek sevgi ise özgürleştirir… Tabi iki gerçek sevgi buluştuğu zaman...


aslihanca....

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Benim hayata ve olaylara bakış açım....

Kategoriler

Arşivim

KADIN

Kadınların özlerine...

Evlilik (?) Kölelik (?)

Anadolu Kadını

Feminizm Bilinçaltı

Erkek Olmak ? Kadın Olmak?

8 Mart

BENİM PENCEREMDEN

Heybeliada Gezisi

Emperyalizmin Çarkları

Hatalar ve Pişmanlıklar

Sevgi ve Konum

Sezgisel ve Duyumsayan …

Dışa ve İçe Dönük …

Muhtaç Olduğumuz Kudret

Kimin Torunlarıyız

Kimin Torunlarıyız

Özel Günleri Sevmiyorum

MASALlar ve Masalcıklar

Arı Olmayı…

Şekilsel Odaklı…

İçindeki Çocuğu…

Sanal Ortamda Sevmediklerim

Korkarak Yaşıyorsan

Sessiz Geminin Sessiz...

Tek Başınıza Düzeni...

Ne Zaman Keşke Denir?

Zeka Eş Seçiminde...

Duyguları Okutmak

Siz Birilerinin Duyguları...

Bir Irkın Kaderinde...

İnsanın Bir Şekli Olmalı

Ne Zaman

Hangisi Diğerini Tarihe...

Daha Doğmadan

Sevinelim mi Üzülelim mi?

Kendi Kendini Değersizleştirme

Hayat Seçimlerden…

BENİM İÇ DÜNYAMA AÇILIMLAR

Ben

Affet Beni Lütfen

Hiç Kendinize Elveda Dediniz Mi?

İçimizdeki Boşlukları Dolduranlar…

Geleceksen

Ben Büyükbabamlarla...

Ben Bir Ağaç Olmak İsterdim

Sana İhtiyacım Yok! Maskesi

Kopsun Artık Bu Fırtına

SİZLER İÇİN

Goblen Sanatı

Geç Kalmış Bir Tebrik

Onlar Uyurken Bizimle Paylaştıkların

Bloglar Sahipleri İle Anlamlı ve Güzel

Peki Ya Sizin Kafanızdaki Resim

Candan Hanımla Candan Bir Sohbet

KİTAP

Siyasi- İdeolojik

Rabıta

Üçünçü Dünyadan

Terörsüz Özgürlük

Sistem İçinde Kadın

Roman

Düzceli Mehmet

Aysel

Kendini Arayan Adam

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git

Felsefi

Ölesiye Sevmek

Sevgili Mathilda

Güncel

Güzellik Bakan Gözeymiş

Kişisel Gelişim

Ustalık

%100 Düşünce Gücü

Sınırsız Güç

Duygusal Zeka

Kendime Engel Olmayacağım

Sadece Aptallar 8 Saat Uyur

Martı Jonathan

Savaşçı

Ruhsal Zeka

Ferrarisini Satan Bilge

Arkadaşlarım

askicin
donence
onlaruyurken
ahmetde
oblomov
omerinal
sukruyilmaz
bembeyazsayfam
ustaplan
mizahhh
beyazatliprens
hvvnr2000
karamuratefsanesi
bluepoison
garipyolcu
acihuzun
karcai
yalinhastasi
mehpareogt
muhalefetim
beyazkedim
keremoz
samatracik2006
gulumcan
sirin1982
nuranayaan
firtinatepesi
apolitik
yagmur056
egeberkay